Bugün size modern siyasetin en ilginç düşünürlerinden birinden söz etmek istiyorum: Edmund Burke…
1729 yılında Dublin’de dünyaya gelen Burke hem parlamenter hem filozof hem de modern muhafazakâr düşüncenin kurucularından biri kabul edilir...
Ama Burke’ü sadece “muhafazakâr” diye tanımlamak büyük bir eksiklik olur…
Çünkü Burke aslında: “bir toplum nasıl değişir ama yıkılmaz?” sorusuna cevap arıyordu…
***
Burke’e göre hukuk sadece yazılı kurallar değil, toplumun yüzyıllar boyunca biriktirdiği tecrübenin aklıdır... Hukuk, toplumun geleneklerinden doğar, zamanla gelişir ve devletin keyfî gücünü sınırlar…
Bu yönüyle Burke, hukukun üstünlüğünün erken savunucularından biridir…
“Toplum sadece yaşayanların değil, ölülerin ve doğacak olanların da ortaklığıdır” sözüyle anlatmak istediği de budur…
Yani bir toplum sadece bugünün insanlarına ait değildir…
Geçmişin deneyimleri ve geleceğin sorumluluğu aynı anda taşınır…
***
Bazı çevreler tarafından “değişim karşıtı” gibi anlatılan Burke’ün karşı olduğu şey değişim değil, geçmişle kökleri koparan ihtilâllerdir…
Muhafazakârlığı ise değişime karşı olmak değil, yıkıma karşı durmaktır…
Fransız Devrimi eleştirisi
Burke’ün ününü artıran, “Fransa Devrimi Üzerine Düşünceler” isimli eserinde Fransız ihtilali hakkında çok sert bir eleştiri yapar…
Burke’e göre Fransız Devrimi’nin sorunu: Toplumu soyut akılla yeniden kurmaya çalışmaktır...
Oysa, toplum bir makine değildir... Onu laboratuvarda yeniden tasarlayamazsınız...
Bu nedenle Burke, ihtilallerin çoğunun özgürlük getirmek yerine kaos ve tiranlık getirdiğini düşünür…
***
Kimileriniz, “ne yani, bu Burke denen adam saltanattan ve aristokrasiden yana demokrasiye düşman mıydı?” diye sorabilir ve haklıdır da…
Hayır… Burke demokrasiye karşı değildi ama saf çoğunluk yönetimine de güvenmezdi…
Burke’e göre temsilciler: seçmenin emirlerini yerine getiren memurlar değildir...
Parlamenter, toplum adına vicdanıyla karar veren bir devlet adamıdır…
Bu yüzden: “Bir temsilci size sadece çalışmasını değil, yargısını da borçludur” demiştir…
Yani iyi siyasetçi popüler olanı değil, doğru olanı savunmalıdır…
Burke’ün monarşi ve aristokrasi anlayışı
Burke modern demokrasilerden çok önce yaşamış bir düşünürdür…
Bu nedenle siyasi sistemde üç unsurun dengede olmasını savunur:
Monarşi, aristokrasi, halk temsilciliği…
Burke’e göre bu üç güç birbirini dengeler…
Monarşi: devletin sürekliliğini sağlar…
Aristokrasi: tecrübe ve sorumluluğu temsil eder…
Halk: özgürlüğü ve meşruiyeti getirir…
Bu düşünce aslında güçler dengesi/kuvvetler ayrılığı ilkesi fikrinin erken versiyonlarından biridir….
Yazık oldu Türkiye’ye...
Bugün dünyada iki uç eğilim görüyoruz: Bir yanda geleneklere düşman radikal değişim…
Diğer yanda değişime tamamen kapalı katı muhafazakârlık…
Burke ikisinin de karşısındadır… Onun önerdiği şey: akıllı reformdur...
Yani: değiş ama köklerini koparma…
Burke’ün siyaset felsefesi penceresinden bakarsak, bugün siyasetin en çok ihtiyacı olan şey: akıl ile gelenek arasındaki dengedir...
***
Burke gibi başlayan Erdoğan ve AKP eğer aynen öyle devam edebilseydi, bugün hem AB tam üyesi olacaktık hem de 25.000 dolar üzerinde kişi başına milli gelirle, orta gelir tuzağından çıkacaktık…
Yazık oldu Türkiye’ye…
***
Canlarım, radikal ideolojiler toplumları kurtarmak için değil, deney yapmak için kullanılır ve fakat… Toplumlar deney tahtası değildir…
Sözümün özü:
Milli Eğitim’de, Hüseyin Çelik’ten, Yusuf Tekin’e düşmek için milletçe hangi hatayı yaptığımızı düşünüp duruyorum…