Ayakta durmakta zorlanan Türkiye ekonomisini, klâsik tedbirlerle yürütemeyiz…
“Yürüteceğiz” dersek, yaşadığınız dip dalgalı durgunluğun tetikleyeceği ekonomik krizin pençesine düşer…
Kendimizi, 1929 Amerikan büyük buhranından daha büyük bir felâketin içinde buluruz…
***
Böylesine ağır durgunlukların yaşandığı dönemlerde devlet ya da merkez bankası, kredileri belirli sektörlere (seçici kredi) yönlendirmeli, bazı alanları ise kısıtlamalı…
Yani banka kredisi herkese eşit dağılmamalı:
Üretim, ihracat, sanayi gibi “öncelikli” görülen alanlara daha kolay ve ucuz kredi verilirken…
Tüketim, döviz alımı ya da spekülatif faaliyetler ise zorlaştırılmalı…
Kısacası: Paranın nereye gideceğine piyasa değil, ekonomi politikası karar vermeli...
***
Fiyat istikrarı hedefi bir “karar” değil, bir güven projesidir…
Ve güven: Bir günde kurulmaz ama… Bir günde yıkılabilir…
Bu yüzden mesele sadece ekonomi politikası değil…
Devletin vatandaşına verdiği sözün arkasında durmasıdır…
Eğer bu sağlanırsa: Türkiye sadece enflasyonu düşürmekle kalmaz… Çok daha büyük bir sıçrama yapar...
Olması gereken Türkiye modeli...
Türkiye ivedilikle düşük teknoloji tuzağından çıkmalı… Ucuz işçilikle büyüme dönemi bitti…
Yüksek katma değer şart… Sanayi + Teknoloji hibriti kurulmalı…
Sadece üretmek yetmez…
Üreten + tasarlayan + markalaşan olmalıyız…
***
En kritik konu, enerji bağımsızlığı…
Nükleer ve yenilenebilir enerji konularında yapılacak yatırımlar devletin desteğini almalı…
Enerjide bağımsızlık adeta olmazsa olmazımız...
Bu arada düşük enflasyonla yaşama treninin çoktan kaçtığını, bir süre daha yüksek enflasyonla yaşamak zorunda olduğumuzu kabul etmeliyiz ancak…
Bu süreçte bir süre daha ya her konuda eşelmobil (enflasyon, devalüasyon, maaş ve ücretler) uygulaması ile Devlet dopingi almalıyız…
Ya da devlet dopingi almaksızın ve bitik bir güçle aslanlara yem olacağız…
Ne yazık ki sıfır...
Tabii ki hepsinden önce küresel manada ve ülke içinde güven tesis etmeliyiz…
Güven tesis edilmeden gelecek kurulamaz...
Güven olmadan yatırım olmaz…
Bunun için hukukun üstünlüğü ilkesi…
Kuvvetler ayrılığına sadakat ve yargı bağımsızlığı: olmazsa olmazımız olmalı…
***
Mevcut hukuk anlayışı ve yargıyla, içinde bulunduğumuz türbülanstan çıkabilme ihtimalimiz:
Ne yazık ki sıfır…
Ayağa kalkma sürecinde tabii ki, eğitim devrimi yapmalı; ezber değil analitik düşünme, yaratıcılık, teknoloji okuryazarlığı gibi konularda ihtisas yapacak nesiller yetiştirmeliyiz…
Yarın ağırlıklı olarak Sanayi + Teknoloji hibritini anlatacağım…