Bu ülkede; futbol amigoluğuyla siyasi parti taraftarlığı arasında neredeyse hiç fark yok…

Mantık şu: “Ben başarı isterim…”, “Ben kupalar isterim...”, “Ben Avrupa isterim…”

Ama iş o başarıyı mümkün kılacak kaynağa gelince, bir anda, “romantik şair” kesiliyorlar...

***

Nereye mi geleceğim?.. Anlatayım:

Gençlerbirliği Spor kulübü, bir özel sektör şirketiyle sponsorluk anlaşması yaptı...

Kulübün kasasına 50 milyon lira girecek… 50 milyon lira!..

Bilhassa Anadolu kulüplerinin çoğunun maaş ödeyemediği, tesis döndüremediği, altyapı kuramadığı hatırlandığında, 1 milyon dolara yakın bir para…

***

Bu “akılcı” anlaşma nedeniyle amigoların tepkisini duydunuz mu?..

“İsmin yanına sponsor yazılamaz!..”, “Gelenek bozulur!..”, “Ruh gider!..”

Yahu arkadaş… Ruh dediğin şey borçla mı yaşıyor?.. Ruh, elektrik faturasını ödüyor mu?.. Futbolcuların maaşlarını ruh mu yatırıyor?..

Para yoksa rekabet de yok...

Herkes başarı istiyor ama bedelini ödemek istemiyor...

Yani, “Hem elim günahta olsun ama hem de canım cennette olsun” zihniyeti...

Hem modern futbol ekonomisi ve sportif başarı iste…

Hem de 1950’lerin romantik kulüp modeliyle yaşa...

***

Olmuyor canlarım olmuyor… Dünya öyle dönmüyor... Bakın Avrupa’ya… Bakın diğer “akılcı” kulüplere… Stadyum isimleri sponsorlu… Formalar sponsorlu… Lig isimleri sponsorlu...

Ama kimse “kulübün ruhu öldü” demiyor çünkü ve biliyorlar ki, “para yoksa rekabet de yok…”

Finansal model değildir...

Asıl ruh nedir biliyor musunuz?..

Altyapıdan futbolcu çıkarabilmek, borç batağında olmamak, sahada mücadele edebilmek…

İsim tabelasında sponsor var diye kimliğini kaybeden kulüp, zaten kimliğini çoktan kaybetmiştir…

Kimlik; tabelâda değil, kültürde olur… Karakter; logoda değil, sahada olur…

Şimdi dürüst olalım ve net bir karar verelim:

Başarı mı istiyoruz, yoksa nostaljiyle kendimizi mi avutuyoruz?..

Evet, modern futbolda romantizm güzel bir duygudur ama: Finansal model değildir…

Vatan, millet...

Boğaz köprüleri satılırsa ne olur?.. Fiyatlar, yükselir, pek çok tuzu kuru yurttaş, “tek kişilik kıtalar arası seyahat” etmekten vazgeçmek zorunda kalır…

Burada önemli olan devletin, vergi kaçağına göz yummaması, yolculardan alınacak yüksek fiyattan kazanılacak yüksek gelir sayesinde elde edilecek vergiyi tahsil etmesidir…

Ekonomi ne yazık ki sadece ruh ve “vatan, millet, Sakarya!” haykırışlarıyla dönmüyor…

Piyasa ekonomisinin kurucu babası Adam Smith’in “iktisatçı” değil “ahlâk profesörü” olduğunu unutmayın… Yani; temiz ahlâklı siyasetçi, temiz ahlâklı bürokrat, temiz ahlaklı iş insanı ve temiz ahlâklı seçmen sayısı, temiz ahlâklı olmayanların sayısından çok çok fazla olunca: “İyi ki köprüleri satmışlar” diyecek olanların sayısı da çok olacaktır…