Bizim asıl meselemiz, 2017’den beri içinden çıkamadığımız o karanlık, o rutubetli enflasyon labirenti... Kâbus gibi…

Tam dokuz yıldır, dile kolay, aralıksız olarak çift haneli enflasyonla yatıp kalkıyoruz. Bir nesil enflasyonsuz yaşamanın ne olduğunu unuttu, bir nesil “yarın daha pahalı olacak. Aldın, aldın…” korkusuyla yaşıyor.

***

Hikaye aslında tek bir nedene dayanmıyor… Her alanda çöküşün faturası olarak karşımıza çıkıyor.

2017 sonunda enflasyon yüzde 11.9 iken, “ben ekonomistim” diyerek yola çıkanların elinde 2022 Ekim’inde yüzde 85.5 zirvesine tırmandık. Tabii bu resmi rakam; ENAG’a sorsanız o dönemde üç haneleri çoktan devirmiştik.

***

Peki, bu süreçte ne oldu? Merkez Bankası Başkanlığı koltuğu ise adeta “döner kapıya” dönüştü… Giren çıkan belli değil… Tam altı kez el değiştirdi.

Naci Ağbal gibi “faizi artıralım da şu işi çözelim” diyenler, bir gece yarısı kararnamesiyle kapının önüne konuldu.

***

Sonrasında sahneye o meşhur deney çıktı; “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur”, “Nas ortadayken sana bana ne oluyor?” bilim, akıl ve mantığı bir kenara ittiler.

Sonuç? Faiz indirildikçe enflasyon beklentileri çıpadan koptu, uzun vadeli faizler piyasada tırmandı ve kontrol tamamen kaybedildi.

***

Bu hatanın Türkiye ekonomisine faturası tam 60 milyar dolar oldu. Merkez Bankası 2023 yılında tam 818 milyar TL zarar açıkladı. Aslında çok daha fazlası…

Dar gelirliden, asgari ücretliden alınan vergiler, parası olanın kur riskini karşılamak için servet transferi olarak kullanıldı. 2026 yılına geldik, hala bu enkazı temizlemekle uğraşıyoruz.

***

Esas ne oldu? Asgari ücret Türkiye’de “ortalama ücret” haline geldiği için, her zam doğrudan maliyetlere, oradan da etiketlere yansıdı.

Bir elin verdiğini, enflasyon öbür elden misliyle aldı. Bugün çalışanların 10’undan 6’sı asgari ücret civarında bir maaşla hayata tutunmaya çalışıyor.

Netice-i kelam, yaşadığımız bu 9 yıllık süreç bir kader değil, bir “politika tercihi krizi”’dir. Dış güçler, küresel şoklar falan işin hikaye kısmı… Asıl neden; bağımsızlığı elinden alınmış bir Merkez Bankası, bilimle inatlaşan bir ekonomi yönetimi ve seçim uğruna boşaltılan kasalardır.

***

Dün Merkez Bankası’nın faiz kararı vardı. Halihazırda kendisinin yüzde 40 seviyesinde olan faiz seviyesini sanki artış yaşanmamış gibi yüzde 37’lerde gösterme çabasını izledik.

Mevduat faizleri yüzde 44-45 seviyelerindeyken bu tablonun eski günlerden farkı var mı? Yok! O zaman neyin düzeltilmesini bekliyor insanlar? Bizi bugünlere getiren o günlerde yolan döşenen taşlar değil mi? Değişen ne var?

Enflasyona gelirsek… Düşmeyecek! Bu kafa yapısıyla mümkün değil ki ekonomiyi doğru dürüst yönetmek! Yani faiz inmiş, çıkmış… Ne yaparsan yap fark etmeyecek!