Son bilmem kaç seçimdir, siyasetin aslında düşünce değil de duygu işi olduğunu, insanların aslında duygularıyla karar verdiğini sonrasında da bunu rasyonalize ettiğini konuşuyoruz. Bu artık neredeyse “kesin bilgi yayalım” mertebesine ulaştı ya, şimdi başka bir şeyi daha açıklıkla konuşma zamanı.
“Manchild” diye bir kelime var. Pışpışlana pışpışlana büyümüş, çocuk kalmış adam demek. Koca adam ama her istediği olsun yapılsın istiyor, olmayınca mızmızlanıyor, küsüyor, tıpkı “terrible two, horrible three” evresindeki çocuklar gibi yıkıcı bir moda geçiyor.
***
Dünyanın başına bir manchild geldiğini göre, artık dünya siyasetinin bununla sınavını açık açık konuşmamız lazım.
ABD Başkanı Donald Trump, en başından beri bir şeyi çocuk gibi istiyor. Nobel Barış Ödülü. Bu konuda öyle takıntılı ki, ödülü de adeta ayağa düşürdü.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Ukrayna barış görüşmeleri sırasında Trump’la yaptığı telefon görüşmesini paylaştı. Macron Ukraynalılar olumlu deyince, Trump çok güzel bu bana Nobel Barış Ödülü’nü getirir diye seviniyor. Ölen çocuklar, kadınlar, gençlerin vatan savunmasında kendini feda etmesi falan, Trump’ın ödül alması için hep fonda olup bitenler. Adam dünyaya böyle bakıyor.
***
Trump’ın Norveç Başbakanı’na yazdığı mektup meseleyi başka boyuta taşıdı. Trump Norveç Başbakanı’na madem Nobel’i bana vermediğinize göre artık barışı düşünmek zorunda değilim. Sadece kendi ülkemin menfaatlerini düşüneceğim diyor.
Geldiğimiz noktada dış politika ve stratejide “manchild”izm batıda ittifakların sonunu getirmiş görünüyor. Yeni durumu anons edenlerden biri İngiltere’nin en saygın dış politika kuruluşu olan Chatham House’un direktörü Bronwen Maddox oldu. Maddox, Avrupa ve İngiltere’nin artık kendilerini Rusya veya Çin’e karşı değil, bizzat “dost” dedikleri ABD’ye karşı savunmak zorunda oldukları bir döneme girildiğini vurguladı. Washington Avrupa ortaklığı bitmiştir, önümüze bakalım dedi.
Trump bir Nobel’i bir de Grönland’ı istiyor malum.
***
Trump’ı tanıyanlar, şunu vurguluyor. ABD’de eskisi gibi Milli Güvenlik Kurulu toplantıları, istihbarat analizleri falan yok. Başkan eşi dostu kankasıyla konuşuyor. Bir karar alıyor sonra o karar uygulanıyor.
Grönland konusunda Trump’ın aklına girenin arkadaşı Ronald Lauder olduğu söyleniyor.
Kozmetik devi Estée Lauder’ın varisi, milyarder Ronald Lauder. Trump’ın 60 yıllık dostu ve en büyük bağışçılarından biri olan Lauder, bu stratejik hamlenin asıl mimarı olarak biliniyor. 2018 yılından beri Trump’ın kulağına bu fikri fısıldayan Lauder, bölgede sadece bir diplomatik zafer değil, aynı zamanda devasa bir ticari potansiyel görüyor. Grönland’da lüks kaynak suyu ihracatından hidroelektrik enerji projelerine kadar şahsi yatırımları bulunan Lauder, buzulların erimesiyle ortaya çıkacak nadir toprak elementleri ve yeni enerji rotalarını “yüzyılın fırsatı” olarak pazarlıyor. Kısacası Trump, bir emlakçı refleksiyle hareket ederken; Lauder, dostunun siyasi gücünü kendi ticari vizyonuyla birleştirerek transatlantik ilişkileri kopma noktasına getiren bu süreci yönetiyor.
Ne diyelim? Hayırlısı….