Cansu Çamlıbel’in Halk Bank Eski Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla ile yaptığı röportaj son dönemin en önemli röportajlarından biri olabilir.

Hakan Atilla ilk kez konuşmuyor ancak Cansu ile hem eskiden beri tanışıklıkları var hem de Cansu Halkbank davasını New York’ta bizzat izlemişti. O nedenle konuya hakimiyeti çok iyi. Can alıcı soruları sormuş, can alıcı yanıtları almış.

Süreci kısa hatırlamak gerekirse, 17-25 Aralık sürecinde ortaya çıkan ses kayıtları Türkiye’de yasaya aykırı ele geçirilmiş kanıt sayıldığı ve o dönem devlet içerisinde yapılanmış Fetullahçı yapının ayak oyunu olarak görüldüğü gerekçesiyle kapatıldı. Ancak davanın uluslararası yansıması, kamu bankası Halkbank’ın İran yaptırımlarının delinmesine aracı olduğu gerekçesiyle mahkeme sürecinin başlaması oldu.

***

İki isim öne çıktı, biri Reza Zarrab, diğeri Hakan Atilla. Zarrab İran’ın parasını altın olarak çıkarıp parayı sistemde döndürüp İran’a ulaştırmak, ulaştırırken de aradan payını almakla suçlanıyor. Şimdi dava sonuçlandı. Zarrab hakkında suçlama düşürüldü. Zarrab’ın parası ABD’de kamuya geçecek.

Atilla cezaevinde 28 ay geçirdi. Ancak bu yaptırımların delinmesi sırasında yürütülen ticaretten kişisel zenginleşme elde etmediği de mahkeme kayıtlarına geçti. Burası önemli.

Hakan Atilla, Cansu Çamlıbel’e verdiği röportajda diyor ki, “İyi ki Ankara’nın dava sırasında yapmamı istediği şeyleri yapmamışım. Yapsaydık daha cezaevinde yatıyor olurduk herhalde… Bana bunları yapanları ‘devlet’ olarak görmüyorum. Ben bu işleri yürütenleri ‘devletin içinde yuvalanmış birtakım insanlar’ diye düşünüyorum. ‘Devlet’ diye görsek zaten bu ülkede kalmamızın bir anlamı yok. Ben onları ‘devlet’ olarak görmüyorum. Onlara hakkımı da helal etmiyorum elbette… Madem dava ABD yönetiminin siyasi kararıyla kadük oldu, Türkiye bizimle ilgili suçlamaların da düşürülmesini talep etmeliydi.”

***

Atilla’nın ‘çete’ diye kastettikleri kim? Kendisi bir isim vermiyor ama Ankara’daki yeni işleyişi bilenler için anlamak zor değil. Türk tipi Başkanlık sistemi bir tür aracılar ve çantacılar sistemi oluşturdu. Kurumlar küçüldü, kararlar tek elden alınıyor. Karar tek yerden çıkıyor ama kararın çıktığı yere herkes ulaşamıyor. Burada aracılar devreye giriyor. Kıymeti kendinden menkul, siyaseten güçlü figürlere yakın olan ya da yakın olduğu bilinen bazı kişiler, “yukarıdan istediler, yukarıdan diyorlar” diye bir sistem kurmuş durumda. Ne kadar “yukarıdan” gelen talimat ne kadar kendi kendilerine tuttukları işler, bunları bilmek git gide zorlaşıyor. Bunlar hem balı tutuyor hem parmaklarını yalıyor hem de sağa sola emir yağdırıyor. Hakan Atilla’nın kimleri kastettiğini aslında isim isim bilmek zor değil. O dönem aktif olan isimlere bakmak yeterli. Şimdi bir kısmı çerçeveden silindi. Çünkü bu isimler çok semirince bir noktada ayakları da kaydırılıyor. Bu döngü böyle sürüp gidiyor.