Hamaney’in çok kullandığı bir ifade vardı: Nofuzi. ‘Bizden görünüp bizden olmayanlar. İçimize sızmış olanlar’ anlamını taşıyor. Hamaney’in çok kullandığı bir ifadeydi, sonra Hamaney’e yakın basın, siyasiler vb de siyaset yaparken çok sık kullandılar.
Rejimin koca başları, kendileri gibi düşünmeyen, dünya ile diyalogdan yana olanlar için sık sık bu yaftalamayı kullandılar. Eski başbakanları, eski bakanları nufuzi mufuzi yaftalamasıyla, çoğu zaman uydurma suçlarla hapislere attırdılar. Ama işe bak ki, “koyunlarına sızmış yılanlar” başka yerden çıktı. Ona nufuzi buna nufuzi derken diplerine kadar giren MOSSAD ajanlarını ruhları duymamış.
***
Bir sisteme etki ajanı olarak nüfuz etmek için öncelikle o sistemin içinde etki sahibi olmak gerekir. Açık muhalefetten, yüksek sesle eleştirenden, açık siyaset yapandan, fikrini söyleyenden ajan olmaz. Ajan kendini belli etmez, en yandaş en “ilkeci” görünür, suda yürür izini belli etmez.
Totaliter rejimlerin dürüstlüğe karşı alerjileri vardır. Bu alerji de sistemin kendisini kör eder. ‘Bu sistem böyle gitmez, İran’ın geleceği için değişmemiz lazım’ diyenleri ‘hain’ diye kovalarken, asıl hainler kendilerini gizleyerek rejimin içinde cirit atıyor. Baksanıza Hamaney’in hangi saatte nerede toplantıda olacağını belli ki MOSSAD’a en yakınındaki isimler okumuş.
***
Peki böyle bir sistemde insanlar neden hain olur? Çoğu zaman bu gidişin gidiş olmadığını, işin bir noktada patlayacağını gördükleri için. Kimi kendini bu yolla garanti altına almaya çalışır, kimi içten içe ülkesi için yaptığının daha iyi olduğunu düşünür. Demokrasiler değil totaliter rejimler bolca “hain” üretir.
Demek ki her doğru söyleyeni dokuz köyden kovmamak, herkese hain muamelesi yapmamak gerekiyor.
***
Gelelim madalyonun öteki yüzüne. Bir ülkenin siyasetini etkileyebilmek, değiştirebilmek için o ülkede olmak gerekiyor. Elbette bu tip rejimlerde ülkede kalıp söz söyleyebilmek kolay değil. İnsanlar çoğu zaman bedelini hayatlarıyla ödüyor. Ama tekkeyi bekleyen çorbayı içiyor. Dışarıdan ancak kapalı rejimin dışarıya anlatıcısı olunabiliyor. Bir şeylerin akışını uzaktan kumandayla değiştirmek çok zor. Tepeden inme, dışardan gelme seçenekler fantezi boyutunda kalıyor.
***
Çok da siyasetten anlamayan ama ülkesinin gidişatından samimiyetle rahatsız olan bir vatandaş olduğunuzu düşünün… Etrafınız bombalanırken bir tarafı seçeceksiniz. Belki bir gün bir şekilde bir yerden ülkenize gelecek bir Prens’i mi tercih edersiniz? Yoksa iyi kötü halihazırda ortada kim varsa onu mu? “Bildiğim şeytan bilmediğimden iyidir” meselesi, savaşlarda çoğu zaman hesaba katılmayan bir sosyal dinamiktir.