Geçen hafta Cumhuriyet Bayramı nedeniyle TBMM’deki faaliyetler yapılmayınca, siyasiler fon vurgununun sıkıntılarını seçim bölgelerinde yaşamak zorunda kaldı.

Özellikle iktidar partisi mensupları, fon mağdurları için çıkarılan yasaya yönelik şikayetlere birinci elden tanık olduk. İlk ödemelerdeki hayal kırıklığı nedeniyle ‘yasa tadil edilmeli’ sesleri yükselmeye başladı.

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki 2027 Bütçe Yasa Teklifi görüşmelerini saymazsak, siyasi tempo yavaşladı. Yeni hafta, yeni tartışmalara gebe. Ortasında da fon mağdurları için çıkarılan yasa ile DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın dile getirdiği “Kasım krizi” var.

***

Bu iki konu, AKP’de hem seçim bölgelerinde hem de başkentte yapılan toplantılarda gündem oldu. Tartışmalar, yasanın yetersizliğinin yanı sıra vurgunun ekonomiye verdiği zararları ortadan kaldıracak Mali Piyasaların Düzenlenme Yasası’nın bir an önce çıkarılması üzerinden yapılıyor.

Muhalefet milletvekilleri, fon vurgununda tıpkı FETÖ operasyonunda olduğu gibi siyasetçilerin korunarak faturanın sadece bürokratlara çıkarıldığını iddia ederken, siyasi sorumluluğun ortaya çıkarılmasını istiyor.

***

AKP’deki değerlendirmeler ise bu işten en az hasarla çıkmak üzerine. Partide seçim bölgelerinde ve genel merkezde yapılan toplantılardaki analizler şöyle:

  • Meselenin geldiği noktada haklı bir karamsarlık var. Sürecin iyi yönetilmediğine yönelik eleştiriler artıyor. Vatandaş ikna olmadı henüz. Bu süreç hızlı yönetilmezse inandırıcı olamayız.

  • Gerekli müdahaleler yapılmazsa ekonomiyi ve mali piyasaları şimdikinden daha fazla etkileyecek. Ali Babacan’ın Kasım’da daha büyük kriz beklentisinin altında yatan da bu.

  • Fon mağdurları için çıkartılan yasada sıkıntı var. Yasayı hazırlayanların ana para tanımıyla, vatandaşın beklentisi aynı değil. Vatandaş, ödemenin yatırdığı dönemdeki ana para üzerinden olacağını bekliyor. Oysa yasa bugünkü değerinden hesaplıyor. Şimdi yasa kaynaklı tartışmalar başlayacak. Gerekirse yasa tadil edilmeli.

  • Fon krizinin yarattığı güvensizlik ortamı, borsadaki kayıplarla sınırlı kalmaz. Bu durum hem yerli yatırımcı hem yabancı yatırımcı için sıkıntılı sonuçlar doğuracak.

  • Normalde sağlıklı bir ekonominin finansının yüzde 60’ının piyasa enstrümanları, yüzde 40’ının mevduat kaynaklı enstrümanlarla olması gerekir.

  • Bunun sağlanmasına yönelik tüm çabalar fon kriziyle ortadan kalktı. Altın, gayrimenkul ve döviz ağırlıklı sığ ekonomik yapılara dönülüyor.

  • Tahvil, hazine bonosu, şirket bonosu gibi sağlıklı bir ekonominin enstrümanlarına olan güven ortadan kalktı ve dönüşüm ciddi zarar gördü. Sığ bir ekonomik anlayış oluştu, derinlik kaybediliyor.

  • Zaten finansmanın zor ve pahalı olduğu bir süreçten geçiyorduk. Bütün bunlar krizi daha da derinleştirecek. Takipteki alacaklar artacak. İflaslar ve konkordato gibi konular eşlik edecek.

  • Mali piyasa düzenlemesine ilişkin başlatılan çalışmaların bir an önce tamamlanması gerekiyor. Önleyici kararlar, uluslararası kuruluşların istediği düzenlemeler, Türk yatırımcıya güven veren enstrümanlara ilişkin yasal düzenleme zaman geçirilmeden çıkartılmalı…”

***

Bu arada AKP’li bir heyetin geçtiğimiz ay Çin’e yaptığı gezi de ekonomik kıyaslamalar açısından ilginç izlenimler yaratmış. Çin’in sadece AB’yi değil, ABD’yi bile zora sokan ekonomik gelişimini yakından gözlemleyen siyasiler, Türkiye-Çin ortaklığı üzerine kafa yoruyorlar.

Türbülansta olan Türkiye ekonomisinin yeni anlaşmalar ve yeni partnerlerle daha kolay düzeleceğini iddia eden AKP’li siyasiler, Türkiye’nin pozisyon değiştirmesi gerektiğini savunuyorlar. Çin yatırımlarına hızla kapı açılması, bu konuda AB ülkelerinin itirazlarının iyi yönetilmesi gerektiği anlatılıyor.