Bir rahat bırakmıyorlar, ağız tadımızla gülelim, neşeyle kucaklaşalım. Yarın kaygısı altında ezilmeden geçen günlerimiz olsun. Yok, hayır olmuyor. Krizin, kaosun, çatışmanın tam kalbinde yaşamak zorundayız. Hiçbiri bize ait olmayan bedelini ödemekle mükellef kılındığımız bir krizden ötekine sürükleniyoruz.
İster “Aman bana ne, neyse ne ben takılmam bunlara” deyin, isterseniz kaosu, krizi, çatışmayı kalbinizin derinliklerinde hissedin… Sonunda milyarlarca dolarlık faturayı bizim önümüze koyuyorlar. Keşke bütçeyi yaparken, giderlerin arasına bir de “Kriz faturası” diye bir kalem ekseler de daha en başından ödeyeceğimiz bedele ilişkin bir fikrimiz olsaydı.
Üç yıldan uzun bir süredir vatandaşa nefes aldırmayan yerli ve milli IMF programı İran savaşının başlamasıyla büyük bir yara almıştı. Ekonominin kırılgan fay hatlarının yeni depremler üretmemesi için adeta duacı olmuştuk. Şimdi senaryoların en kötüsünü raflardan indirdiler. Artık demokrasiye olan inancımızın bile sınanacağı bir butlan kriziyle karşı karşıyayız.
YATIRIMCI NİYE GELSİN?
Yine dövizi kontrol altına alabilmek için Merkez Bankası’nın rezervlerinden milyarlarca doları heba edecekler. Yine faizleri yukarı çekmenin maliyetini konuşmak zorunda kalacağız. Yine yoldan çıkan enflasyonun çetelesini tutacağız. Yine yabancılar Türkiye’yi terk edecek. Bırakın yatırımcıyı, o tatlı kârı seven sıcak paracılar bile arkalarına bakmadan çekip gidecek.
İktidar daha düne kadar Türkiye’ye sermaye çekebilmek için canla başla çalışacağını, ülkeyi yatırım üssü yapacağını ilan ediyordu. Şimdi gördüğümüz görebileceğimiz en büyük siyasi krizlerden biriyle karşı karşıyayız.
İstanbul Finans Merkezi’ni yatırım çeken üs haline getirmenin, enflasyonu düşürmenin, faizleri indirimlerinin; üstüne bir bardak soğuk su için. Kimsenin yarın sabah ne olacağını bilemediği bir ülkeye gelmesini beklemeyin. Bırakın yatırımı, varlık barışı için bile böyle bir ülkeye gelmezler.
Hukuka, adalete güveni yeniden tesis edemediğimiz sürece de karşımıza başka bir tablo çıkmayacak.
Yaklaşık 1.5 yıl önce yaşadığımız İmamoğlu şoku para piyasalarında 60 milyar dolarlık bir hasar yarattı. Üstelik bu sadece Merkez Bankası rezervlerinin uğradığı kayıp, Türkiye’den ayrılan sıcak para gibi sayılabilir, muhasebeleştirilebilir rakamlardı. Yoksa enkaz çok çok daha büyüktü.
Arkasından İran savaşıyla birlikte ortaya 40 milyar doları bulan bir fatura daha çıktı. 2015’te Rus uçağının düşürülmesiyle başlayan kriz döngüsünün bir türlü sonu gelmedi. Rahip Brunson krizi, S-400 krizi, Nas krizi, İmamoğlu şoku, İran darbesi arka arkaya dizildi. Şimdi de butlan krizinin fitilini ateşlediler. Bedelini de yaşayıp göreceğiz.
Ankara’nın siyaset mühendisleri bugüne kadar senaryo yazarken ekonomiyi hiç hesaba katmadı. Üstelik siyasal çalkantılardan, kaoslardan, krizlerden medet umanlar ülkeyi diledikleri gibi dizayn etmek için, bedeli ne olursa olsun krizleri derinleştirmeye de pek hevesli görünüyorlar.
Kriz, kaos ve çatışmadan medet umanlar her defasında ülkenin servetini, birikimini, geleceğini ateşe atıyor.
İktidar, siyasi hataların bedelini de her seferinde vatandaşa ödetiyor.