AKP’nin 25’inci kuruluş yıl dönümü mitingini izlerken gözüm aynı görüntüye takıldı: Recep Tayyip Erdoğan ile Emine Erdoğan el ele…

Aklıma Hürrem Elmasçı’nın “Erdoğan’ın Özel Hayatı” kitabındaki bir bölüm geldi: Aşk... Erdoğan’ın siyasi hayatını anlamak için salt meydanlara, parti kongrelerine, seçimlere bakmak yetmiyor. Yarım asra yaklaşan evliliğinde yanında duran Emine Erdoğan’a da bakmak gerekiyor…

Bu, gençlik yıllarında başlayıp iktidarın en yüksek basamaklarına kadar süren bir beraberlik...

Erdoğan’ın ifadesiyle “şiir gibi” hayat…

Emine Hanım’ın anlatımıyla iyi günde, kötü günde süren “yol arkadaşlığı”...

Yazımın konusu, bu ilişkinin evin kapısında kalmaması… Erdoğan çifti, özel hayatlarındaki beraberliği yıllar içinde devletin ve siyasetin kamusal görüntüsüne taşıdı...

Buna karşılık kadın özgürlüğünü savunan sol liderlerin eşlerini, çoğunlukla özel hayatın içinde tutması siyasi paradoks/çelişki değil mi?

İsmet İnönü’nün yanında Mevhibe Hanım, Deniz Baykal’ın yanında Olcay Hanım, Kemal Kılıçdaroğlu yanında Selvi Hanım yoktu. Ya Özgür Özel? Ya Erdal İnönü? Ya M. Karayalçın, H. Çetin, A. Öymen vs.

Önemli istisna var kuşkusuz: Bülent ve Rahşan Ecevit.

Rahşan Hanım, eş olarak değil, kendi siyasi kimliğiyle durdu. Emine Hanım ise siyasetin içinde görev alan isim değil, eşinin kamusal ve siyasi görüntüsüne eşlik eden güçlü figür...

Açayım:

Makam ile aile arasında

25 yıl önceye, AKP’nin kuruluşuna gitmek lazım. Yeni partinin vitrininde iki benzer çift vardı:

-Recep Tayyip–Emine
Erdoğan…

-Abdullah–Hayrünnisa Gül…

Türk sağında bunun tam tersine güçlü bir mahremiyet geleneği vardı. Pek çok muhafazakâr siyasetçinin eşi siyasi hayatın dışında kaldı; mitingde, parti toplantısında, dış gezide görünmedi. Aile önemliydi ama özel hayatın sınırları içindeydi...

AKP’nin iki güçlü isminde farklı fotoğraf ortaya çıktı: Liderin başörtülü eşi, siyasal temsilin görünür parçası oldu...

Erdoğan ve Gül çiftlerinde eşlerin başörtülü olması, bu görüntüye ayrıca siyasi anlam yükledi:

Yıllarca başörtüsünün üniversitede, kamuda ve devlet protokolünde tartışıldığı Türkiye’de Emine Erdoğan ile Hayrünnisa Gül’ün Çankaya’da, resmî törenlerde ve dünya başkentlerinde görünmesi sıradan “eş refakati” değildi. Başörtülü muhafazakâr kesimin devletin en yüksek temsil sahnesine çıkışıydı…

Ancak zamanla Erdoğanlar ile Güller arasında belirgin fark oluştu. Hayrünnisa Gül’ün görünürlüğü daha çok Cumhurbaşkanlığı dönemindeki protokol çerçevesinde kaldı.

Emine Erdoğan’ın ise giderek süreklilik kazandı: Mitinglerde, sosyal projelerde, uluslararası ziyaretlerde, diplomatik temaslarda…

Emine Erdoğan sadece Cumhurbaşkanı’nın yanında görünen eşi değil; Erdoğan fotoğrafının değişmez ikinci kişisi oldu…

Peki, Ecevit dışında sol liderler bunu neden yapamadı? Şöyle düşünüyorum:

‘Sol’da eş niye yok

Cumhuriyetçi siyaset geleneğine bakmak gerek:

Bu gelenekte liderin eşi elbette görünmez değildi; resmi davetlerde, seçim dönemlerinde, özel günlerde kamuoyunun karşısına az da olsa çıktı. Fakat siyasi liderlik görüntüsünün sürekli parçası yapılmadı...

İsmet İnönü’nün uzun siyasi hayatında Mevhibe Hanım vardı ama “İnönü çiftinin siyaseti” yoktu...

Benzer mesafe sonraki yıllarda da sürdü. Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu ve diğer CHP genel başkanlarının eşleri zaman zaman kamuoyu önüne çıksa da liderin siyasi kimliğine eşlik eden sürekli figürlere dönüşmedi...

Buradaki fark, eşlerin geri planda tutulmasından çok, aile ile siyasi makamın birbirinden ayrı görülmesi idi...

Liderin kişisel hayatı, onun siyasi temsilinin tamamlayıcı unsuru sayılmıyordu. Eşin görünürlüğü, tercih olabilirdi ama liderliğin ayrılmaz parçası değildi…

Evet, Cumhuriyetçi siyasal kültürde makam ile aile arasında görünmez sınır vardı:

-Siyasetçinin görevi kamusal, ailesi özeldi…

Erdoğan çifti bu sınırı büyük ölçüde daralttı. Emine Erdoğan partide görev almadı, milletvekili olmadı. Herhangi bir siyasi makam üstlenmedi ama uzun iktidar yıllarında liderlik görüntüsünün değişmeyen unsuru haline geldi. “Erdoğan çifti” başlı başına tanınan siyasi görüntü oluşturdu…

Bu yarım asırlık el ele beraberlik, sadece özel hayatın değil, liderlik imgesinin kurucu unsurlarından birine dönüştü. Aile ile siyaset arasındaki yerleşik mesafeyi yeniden tanımladı...

Yani: Erdoğan’ın yaptığı, eşini siyasete sokmak değildi; aileyi siyasetin fotoğrafına sokmaktı

Sonuçta:

Erdoğan’ın “biz bir aileyiz” görüntüsü toplumsal temsil bakımından ilerici, siyasal kurumlar bakımından ise tartışmalı bir hamle…

Bunları hiç konuşmuyoruz maalesef…

Oysa siyaset, yalnızca fikirlerle değil, hayat biçimlerini görünür kılmasıyla da toplumu değiştiriyor…