Nihâl Atsız, Türkçülük-Turancılık çizgisinin en radikal ve doktriner kült düşünürlerden biri…

Bir fikir/fikri önder “tapınılan” hale geldiğinde onu anlamak zorlaşır: Ya tamamen kutsanır ya tamamen şeytanlaştırılır!

Nihâl Atsız hakkında bu tür spekülasyonların artmasının bir nedeni, onun bazı çevrelerde “insan Nihâl Atsız”dan çok “sembol Atsız”a dönüşmüş olması… Bir yazar ya da fikir adamı değil, “dava uğruna bedel ödemiş örnek düşünür!”

Bu ne anlama geliyor? Yazdıkları fikir olmaktan çıkıp yol gösterici kurallar gibi algılanıyor. Eleştirildiğinde eleştiri, fikirlerine değil, kişiliğine saldırı gibi görülüyor…

Böylece kişi, tartışılabilir düşünür olmaktan çıkıp, “bizim tarafın simgesi” haline geliyor. Tarih, duygusal bir kimlik meselesine dönüşüyor. İtibarıyla, soğukkanlı analiz geri planda kalıyor, salt “siyasi kazanç” temelli taraflı değerlendirmeler yapılıyor…

Bu yüzden, Nihâl Atsız’ı yalnızca somut veriler, belgeler ve tarihsel bilgiler ışığında anlamaya/anlatmaya çalışmak bile bazı çevrelerde yanlış anlaşılabiliyor!

Yine de sağlıklı değerlendirme yapabilmek için duygusal tepkilerden uzak durarak hem olumlu hem eleştirel yönleri birlikte ele almaya çalışacağım:

Atsız’ın Atatürk’e bakışı

Sosyal medyada sıklıkla karşıma çıkıyor; Nihâl Atsız, Atatürk ile birlikte gösteriliyor, anılıyor…

Bu tarihselleştirme çabasında hata var. Nihâl Atsız’ı kendisiyle tutarlı düşünür olarak anlatmak yerine, parça parça anlatılıp fikri bütünlüğü bozuluyor. Bu da o anlatılardan biri.

Oysa Atsız’ın Atatürk değerlendirmesi ne açık reddiye ne de tam ideolojik bağlılık…

Atatürk’ü, askeri dehası ve devlet kuruculuğu bakımından tarihi bir şahsiyet olarak kabul etti. Özellikle Milli Mücadele’deki rolüne büyük değer biçti.

Ancak Cumhuriyet’in ideolojik yöneliminin, kendi savunduğu ırk temelli ve Turancı Türkçülük çizgisinden farklı olduğunun da altını çizdi.

Kemalist milliyetçiliği daha çok, vatandaşlık esaslı ve sınırları mevcut devlet yapısıyla çizilmiş anlayışı nedeniyle eleştirdi.

Evet, Atatürk’e saygı duydu ama ideolojik mesafesinin de altını çizdi. Bu tavır, milliyetçi cenahın bölünme sebeplerinden biri oldu. Mesela:

Atsız, “Cumhuriyet Türkçülüğü eksik uyguladı” derken Türkeş, Cumhuriyet’i Türk milliyetçiliğinin en büyük başarısı olarak gördü.

Türkeş, Cumhuriyet ile çatışmadan onu sahiplendi. Kendini açık biçimde, Atatürkçü milliyetçilik geleneğinin devamı içinde konumlandırdı.

Atsız ile Türkeş arasındaki bu ayrım; Atatürk’e kişisel tavırdan çok, milliyetçiliğin nasıl tanımlanacağı konusunda oldu: Biri daha doktriner ve mesafeli, diğeri daha kurumsal ve sahiplenici çizgi...

Atsız’ın İslam’a bakışı

Nihâl Atsız’ın en tartışmalı siyasi düşüncesi ırk/ırkçılık mirası...

Onun milliyetçilik anlayışı yalnızca kültürel ya da vatandaşlık temelli değildi. “Türk” kimliğini, biyolojik- soy temelli/sosyal Darwinizm çerçevesi içine aldı.

Milliyeti sadece dil ve kültürle değil, kan bağı ve soy sürekliliği ile ilişkilendirdi. Millet, yalnızca aynı ülkede yaşayan insanlar topluluğu değil, aynı soydan gelen tarihsel bir varlık idi.

Devletin ve toplumun bu “ırk özünü” koruması gerektiğini savundu.

Buna ek olarak; Atsız’ın toplum idealinde, askeri disiplin merkezi roldeydi. Yani ordu, milletin en saf ve en ahlâklı kurumu olarak öne çıktı. Disiplin, itaat, fedakârlık, hiyerarşi gibi askeri değerleri topluma model olarak sundu. Sivil hayatın, bu ruhla şekillenmesini istedi…

Irk merkezli millet anlayışı, askeri disiplin vurgusuyla birleştiğinde ortaya şu tablo çıktı:

“Saf” bir millet tasavvuru, bu milleti koruyacak güçlü-disiplinli bir devlet ve sürekli teyakkuz halinde bir ülke…

Keza:

Nihâl Atsız üzerinden yapılan polemiklerden biri de İslam’a bakışı…

İslam’ı, Türk tarihinin parçası olarak değerlendirdi. Ancak, Türklük İslam’dan önce de vardı ve ondan bağımsızdı.

Türk kimliğini, dinle değil, soy ve tarih sürekliliğiyle tanımladı.

Türk tarihindeki İslam öncesi dönemi yüceltti. Şamanizm ve eski Türk inançlarına kültürel değer atfetti. Dinin siyaseti belirlemesine hiç sıcak bakmadı…

Toparlarsam:

Nihâl Atsız’ı yalnızca “ırkçı”, yalnızca “Türkçü”, yalnızca “militarist” ya da yalnızca “rejim muhalifi” diye tanımlamak, düşünce dünyasını basitleştirmek olur…

Atsız fikriyatı; edebiyatı, ideolojisi, tarih yorumu, devlet anlayışı, polemikleri, dinle kurduğu mesafe ve aktivistliği ile birlikte ele alındığında kavranabilir...

Bu nedenle sağlıklı bir değerlendirme, parçalı ve slogan düzeyindeki duygusal hükümlerle olmaz…