Kitabevinin adını vermeyeceğim:
Hafta sonu İstanbul/Beyoğlu/Pera’daki yerine gittim. Daha önce de Beşiktaş Akaretler Yokuşu’ndaki yerinden ve Etiler Alkent’teki şubesinden de kitaplar aldım...
Özellikle Pera’daki kitabevinden çıktıktan sonra içimde bir sıkıntı oluştu!
Önce, can sıkıntımın nedeni olarak; satılan kitapların hemen hemen tek yönlü, liberal yayınlar olması sandım. Neden politik çeşitliliğe-anlatıya önem vermemişler? Tek yönlülüğe, entelektüel donukluğa ne gerek var?
Açıkçası tek fikri, tek duruşu savunan-gösteren kitabevleri daima beni itekliyor, sevmiyorum.
Neyse. “Liberallerin özgürlük anlayışı bu” deyip üzerinde durmadım. Biliyorum ki; çoğulculuk, ifade özgürlüğü, farklı görüşlere alan açma bu çevrelerin sadece dilindedir, pratiklerinde yoktur. Kendisini “merkez” olarak gören, kendi dışındaki her düşünceyi “tehlikeli” sayan bir siyasi anlayış bu… Kitabı, ideolojik sınır çizme aracı olarak görüyorlar.
Can sıkıntımın sebebini bu sandım. Mekân ferah, tasarım modern, kahve iyiyken içimdeki tedirginlik niyeydi?
Sonunda buldum:
Sıkıntımın sebebini keşfettim
Kitabevi mekânı üzerinde düşünmeye, okumaya başladım.
-Günlük yaşam felsefesi üzerine yazan Alain de Botton mimarlığı, tüketim kültürü bağlamında ele aldı. Mimarlığın, kapitalist toplumda statü, arzu ve tüketim göstergesi haline gelmesini eleştirdi…
-Toplumsal mekânlar üzerine çalışmış, mekânın tarih içindeki yolculuğuna dair kavrayıcı eserler üretmiş Henri Lefebvre, mekânın iktidar ve sermaye tarafından üretildiğini yazdı. Mekân; sınıfsal ayrımların, tüketim kalıplarının, gündelik hayatı denetleme biçimlerinin somutlaştırdığı araç idi. “Mekânın üretimi” onun en ünlü kavramı…
Son bir düşünür daha yazayım:
-Modern kent alanları üzerinde çalışan David Harvey mimarlığı, sermayenin kriz çözme mekânizması olarak değerlendirdi. Mimari üslup, estetik değil, ekonomik stratejiydi…
Özellikle Lefebvre ve Harvey’in sorduğu; “Bu binalar kimin çıkarına hizmet ediyor” sorusu, içimdeki sıkıntının sebebini bulmamı sağladı!
Barı, kafesi, lokantası ve kitapları ile bu mekân tüketimi meşrulaştıran bir nesneydi.
Kitap burada bilgi aktaran değil, mekânın dekoruydu...
Kitap, o mekânda düşündüren değil, tüketirken kendini iyi hissetmeni sağlayan bir fetiş aparatıydı…
Yani bilgiye, öğrenmeye, aydınlanmaya değil, kitap okuyan insan imgesine mana yüklenmişti: “Kahveyi-içkiyi kitap rafları arasında içiyorsan sen bir entelektüelsin…”
“Liberalizm” bu mekânda fikir olarak değil, mekânsal norm olarak vardı.
Biraz daha açayım:
Mekân da tarafsız değil
Kitabevinin Pera’daki şubesinde üst kata merdiven arasına yerleştirilmiş kitaplar üzerine basarak çıkıyorsun! Herkes fotoğraf çekiyor, sosyal medyada görünme hazzı! O mekânda kitap, Instagram kadrajı...
Düşüncenin aracı değil kitap, kimlik aksesuarı...
Kitap, görsel bir arka plan üretmek için var mekânda.
Burası özünde bir kitabevi değil, liberal düşünce showroomu…
Anladım ki: Sahibinin “liberal” olması ile rafların tek boyutlu kitaplarla dolu olup kitabı kahve, içki, yemek dekoruna indirgeyen bu mekân arasında doğrudan ilişki var…
Burada “kişisel tercih” değil, yapısal bir zincir var…
Kapsadığı farklı fikirler değil, farklılığın zararsız versiyonları var…
Kitap mekânda düşünce değil, atmosfer üretmek için var…
Bu tam da neoliberal piyasanın isteği; sisteme dokunan düşünce değil, kendi piyasa ahlâkını hâkim kılmak isteyen anlayış: Kitap dekoru altında, okur gibi görünerek sorgusuz tüketmek.
Mekândaki kitap vitrini; içeriğiyle temas edilmeyen, sadece orada bulunması yeterli nesne! Çünkü dekor, fikirle uğraşmaz, sadece ortamı “kültürlü” gösterir…
Kitabevinde çevreme baktım; masada pek kitap yok, olanda ise sayfa çevrilmiyor, tartışma yapılmıyor, herkes sosyal medyaya koyacağı fotoğraf peşinde!
Evet kitap mekânda, içeriğiyle değil dekor temsiliyle bulunuyor.
Tercih edilen kitap değil, kitap imgesi…
Bunlar, kitabın boş bir göstergeye çevrilmesidir!
Evet canımı sıkan buydu; kitabın o mekânlarda gerçek varlık gerekçesiyle bulunmaması...
Kitap yerinden edilmiş; bilgi alanından, düşünce alanından tartışma alanından alınıp, atmosfer, estetik “entelektüel” gösteri alanına sürülmüştü. Bu bir estetik tercih değil, kültürel gasp...
Yarım asırlık neoliberalizm ideolojisine uygun; liberallerin maskesini düşürüyor o mekân...
O kitabevinde mekân da tarafsız değildi…