CHP’de yaşanan liderlik tartışması aslında kişi kavgasını anlatmıyor. Tersine, Türkiye siyasetinin uzun süredir derinleşen yapısal sorununu yeniden gözler önüne seriyor: Parti içi demokrasinin zayıflaması…
Bugün mesele yalnızca Kılıçdaroğlu ya da Uşak belediye başkanı veya bir milletvekilinin seçilmesi değil. Asıl mesele, siyasal kadroların hangi süreçlerden geçerek ortaya çıktığıdır.
Evet, siyasette kazanılan koltuğun hangi siyasal kültür ve hangi demokratik süreçler ile ortaya çıktığı önemli belirleyicidir.
Zira sandıkta elde edilen başarının tek başına yeterli olmadığını yaşadık/yaşıyoruz. Asıl mesele o gücü taşıyabilecek siyasi aklı, kurumsal kültürü ve toplumsal güveni üretebilmektir…
Dört yılda 11 parti değiştirdiği için “Fırıldak Kubi” lakabıyla tanınan Afyon milletvekili Kubilay Uygun unutulduğu için Afyon belediye başkanı Burcu Köksal’ın parti değiştirmesi şaşkınlıkla karşılanıyor.
Oysa konuşulması gereken hayati önemdeki parti içi demokrasi…
Siyasi partiler yalnızca seçim makinesi değildir, kadro yetiştiren kurumlardır. Örgüt toplantıları, mahalle çalışmaları, parti içi yarışlar ve delegelik süreçleri siyasetçinin karakterini de şekillendirir.
Politikacı bu süreçlerde mücadele etmeyi, eleştiriye dayanmayı, tabanın nabzını tutmayı öğrenir.
Parti içi mekanizmalar zayıfladığında kadrolar, aşağıdan yukarıya doğru yükselmiyor, genel merkez tarafından atanıyor. Böyle olunca siyasi tecrübenin yerini sadakat, örgüt emeğinin yerini görünürlük, taban desteğinin yerini genel başkan onayı alıyor.
Devam edeyim:
CHP’nin derindeki sorunu
CHP’de bugün yaşanan tartışmalara sadece kişisel hatalar üzerinden bakmak eksik olur…
Asıl mesele, bazı isimlerin parti örgütlerinde yeterince sınanmadan hızla yükselmesi!
Kaç kez daha yaşayacaklar: Parti içi demokrasi zayıfladığında yalnızca hatalar büyümez, partinin kurumsal yapısı da aşınır…
Bir siyasetçi salt seçim dönemlerinde ortaya çıkmamalı. Uzun yıllar boyunca örgüt içinde sınanmalı, yerel dengeleri öğrenmeli, parti kültürünü içselleştirmeli ve siyasi bilinç edinmeli…
Mahalle temsilciliğinden ilçe yönetimine kadar geçen süreç sadece kariyer basamağı değildir, siyasi olgunlaşma alanıdır. Parti içi mücadeleler bazen yorucu, yıpratıcı hatta sert olabilir ama siyasetin doğal denetim mekanizması tam burada oluşur.
CHP’de olan budur; parti içi mekanizmaları çok zayıfladı:
Kadrolar aşağıdan yukarıya doğru yükselmek yerine, çoğu zaman genel merkez tarafından belirlendi. Böyle olunca örgütün tanıdığı, sınadığı ve güven duyduğu isimler yerine vitrine uygun kısa sürede parlatılmış figürler öne çıkarıldı. Siyaset, yalnızca görünürlükle taşınabilecek alan değil. İlk ciddi kriz anında tecrübe eksikliği, örgütle kopukluk ve siyasi refleks yetersizliği hemen ortaya çıkıyor.
Uzatmayayım:
Bugün yaşanan tartışmalar bize daha büyük gerçeği gösteriyor: Demokratik siyaset sadece sandık günü kurulmaz. Sandığa giden yol demokratik değilse, ortaya çıkan siyasi yapı daima kırılgan hale gelir. Güçlü partiler yalnızca lider üreten değil, aynı zamanda sağlıklı kadro yetiştirebilen kurumlardır. Bu siyasi kültürden gelmeyen DYP, ANAP gibi ileri de AKP de yok olacaktır…
Kılıçdaroğlu tipik örnek
Türkiye’de atama siyasetinin en çarpıcı örneklerinden biri Kemal Kılıçdaroğlu…
Kılıçdaroğlu, CHP’nin klasik örgüt basamaklarından gelen siyasetçi değildi. Parti içindeki mahalle, ilçe ya da il örgütlerinde uzun yıllar süren mücadelelerden geçmeden genel merkez atamasıyla milletvekilliğine, ardından grup başkan vekilliğine ve kısa süre içinde genel başkanlığa yükseldi...
Genel başkanın yükseliş biçimi çoğu zaman partinin kadro anlayışını da belirler:
Kılıçdaroğlu başlangıçta bireysel “teknokratik başarı hikayesi” gibi gösterildi. Ancak zamanla aynı siyasi anlayışı Kılıçdaroğlu parti yönetimine yansıttı. Onun döneminde CHP’de birçok isim örgüt içi rekabetten değil, genel merkez kararıyla öne çıktı. Belediye başkan adaylarından parti yönetimine kadar geniş alanda belirleyici olan tabanın süzgeci değil, genel başkanın tercihi oldu. Böylece parti içi demokrasi giderek zayıfladı, siyaset üye denetim mekanizmalarını kaybetmeye başladı.
Evet: CHP’de yaşanan kriz yalnızca güncel siyasi tartışmalarla açıklanamaz. Sorun derinde yatıyor: Parti, uzun süredir kendi içinden yetişen kadrolar yerine atanmış siyaset modeliyle yönetildi. Ve şimdi ortaya çıkan tablo, yalnızca kişilerin değil, yöntemin de sorgulanmasına yol açıyor.
CHP’nin bugün önündeki asıl soru şu:
Parti, dar bir kadronun belirlediği siyaset anlayışıyla mı yoluna devam edecek yoksa yeniden örgütün ağırlık kazandığı demokratik yapıya mı dönecek?