16 Mayıs 1919.
İstanbul, sabah saatleri…
Topkapı Sarayı sınırı içindeki Sarayburnu önünde telaş var.
Eşyalar, yiyecekler, erzaklar bir vapura yükleniyor…
İaşe subayı Üsteğmen/mülazim Sani Muzaffer, yüklenenleri kontrol ediyor. Yanında Bandırma Vapuru Kaptanı İsmail Hakkı var…
Biraz uzaktan bir otomobil geliyor. Motorundan tuhaf sesler çıkıyor, durur gibi oluyor tekrar hareket ediyor. Frenlerindeki sıkıntı nedeniyle durmakta zorlanıyor…
Mülazim Sani eliyle “bu nedir” deyip ekledi kızgınca: “Nerede üç otomobil, iki kamyon...”
Balıkesirli Şoför Mehmet Çavuş, otomobilden indi, selam verdi: “Komutanım sadece bunu verdiler, başka yok.”
-Benzin?
-Benzin de vermediler, ‘gittiğiniz yerde tedarik edersiniz’ dediler.
-Altı at dediler üç at verdiler komutanım...
Vapura malzemeler yüklenirken Mülazım Sani heyecanla Albay Kazım (Dirik) Bey’i bekliyordu. Hemen gelemeyeceğini anladı: Çünkü, o esnada iki cemse İngiliz askeri hızla Bandırma Vapuru’nu kuşattı. Silah aramak için vapura girmek istedi.
Üsteğmen Muzaffer başta olmak üzere Türk subaylar sert çıktı. Gerginlik çatışmaya dönüşecek iken araya Albay Refet (Bele) Bey girip herkesi yatıştırdı…
Arama sebebi belliydi:
Karaköy’deki Rıhtım Han
9’uncu Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Albay Kazım (Dirik), tabelada “Müttefik Pasaport Kontrol Bürosu” yazan Karaköy’deki Rıhtım Han’a telaşlı adımlarla yürüdü...
Vize bürosu İngiliz Yüksek Komiserliği mensubu subayların bulunduğu odaya girdi...
Osmanlı Harbiye Nezareti’nin Bandırma Vapuru’na vize verilmesini isteyen dosyasını İngiliz İrtibat Bürosu Komutanı Binbaşı Van Millingen’e uzattı.
Binbaşı dosyanın kapağını bile açmadan Yüzbaşı John G. Bennett’e uzattı…
Yüzbaşı Bennett, zarfı açtı; en baştaki ismi -komutanına hayretle bakarak- Türkçe okudu, “Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri…”
Komutan Milligen tamamladı sözü, “Gelibolu’da bize geçit vermeyen komutan...”
Yüzbaşı Bennet hayretle sordu, “Mustafa Kemal ve Türk ordusunun 35 en faal askeri için nasıl vize verilir?”
Albay Kazım hemen araya girdi, “bölgedeki isyanları ancak Paşa önleyebilir!”
Yüzbaşı Bennett ekledi, “İstanbul’da kalıp bakanlık yapacak bir Paşa, niçin müfettiş olarak Anadolu’ya gönderiliyor, anlayamıyorum...”
Kazım Bey konuyu değiştirmek için hazırlıkların bittiğini, bu saatten sonra dönüşün imkansız olduğunu söyledi.
Yüzbaşı Bennett, “anlıyorum ama belge altına imzayı ben atıyorum, sorumluluk benim, ben matematikçiyim tüm olasılıkları düşünmek zorundayım…”
Bennet oyalanmakta; Bandırma Vapuru’nda arama yapan İngiliz komutandan haber beklemekte…
Telefon sinir bozucu şekilde çalmaya başladı ama Bennett konuşmasını kesmedi: “Mustafa Kemal’in Türk isyancıları durduracağını hiç sanmıyorum. Sizinkiler bizimkileri iyi kandırmış…”
Ardından telefonu açtı, dinledi, tek söz etmeden kapattı, belgeye mühür vurdu...
Albay Kazım zarfı alıp telaşlı adımlarla Rıhtım Han’dan çıktı. Faytona bindi. İstikamet Sarayburnu…
Şişli’deki evde yaşananlar
Mustafa Kemal evinde, kurmay kadrosuyla son durum değerlendirmesi yapıyordu:
Binbaşı Hüsrev (Gerede), “vapurla ilgili bilgiler bu yolculuğun çok zor geçeceğini gösteriyor. 41 yaşındaki vapur bu zorlu dalgalarla baş edecek mi? Kaptan, hep Marmara’da çalışmış ilk kez Karadeniz’e sefer yapacak...”
Yarbay Mehmet Arif ekledi; “söylenenlere göre vapurun iki pusulası da çalışmıyor...”
Mustafa Kemal kararlı, “her zorluğu aşarız ilk önceliğimiz İngiliz engelini aşmak olmalı…”
Kapı çalındı. Yaver Cevat Abbas hızlı hareketlerle kapıya giderken, alt kattaki mutfakta Zübeyde Hanım ve kızı Makbule telaşlıydı…
Cevat Abbas kapıyı açtı, karşısındakini görünce hazırola geçti…
Cevat Abbas, misafirle yukarı kata çıkarken mutfağın kapısındaki Makbule, annesinin kulağını eğildi; “Hamidiye kahramanı Rauf (Orbay) Bey…”
Rauf Bey içeride aceleyle söze girdi, “İngilizlerin zorluk çıkaracaklarını öğrendim. Samsun’a çıkmak hiç kolay olmayacak… Vapurda arama yapıyorlar…”
Mustafa Kemal, “hangi mücadele zorluklarla kazanılmaz Rauf Bey, Hamidiye gemisi engelleri nasıl aştıysa Bandırma Vapuru da aynısı yapacak” deyip, sesini yükselterek, “Ne ahmaklık! İngilizler vapurda silahla cephane mi bulacağını sanıyor. Silahımızı nerede sakladığımızı bilmiyorlar” deyip elini kalbine götürdü.
Hava kararmak üzereydi...
Mustafa Kemal, annesi ve kız kardeşi ile vedalaştı.
Yola çıktılar...
Bandırma Vapuru, İngiliz hücumbotları arasından geçerken Kız Kulesi yakınında yine durduruldu. Çıkış kağıtları kontrol edilecekti. İngilizler vapura çıktı; İngiliz subay “eksik yolcu var” diye komutanına bilgi verirken, Beşiktaş’tan kalkan küçük bot vapura yaklaştı. Mustafa Kemal ve arkadaşları, yolcu sayısını tamamladı…
64 saat sürecek yolculuğa başladılar…
Mustafa Kemal, kaptana emretti: “Hep kıyıya yakın rota tut, İngilizlerin ne yapacağının garantisi yok. Şayet mutlak tehlike görürseniz vapuru en yakın karaya oturtunuz.”
Bandırma Vapuru’nun kurtuluş yolculuğu yüzyılı aşkındır sürüyor...