1970’ler sonu...

Çorum Atatürk Ortaokulu son sınıf öğrencisiyim.

Üç dört arkadaşımla, Yanıkoğlu İş Hanındaki Halkın Kurtuluşu/Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği/ YDGD bürosuna gidiyoruz…

“Üç Dünya Teorisi”ni öğreniyoruz; politik kıblemiz Arnavutluk/Enver Hoca…

1980’ler başı…

Lisedeyim. Sovyetler Birliği’nin Afganistan işgaline karşıyız, duvar yazıları yazıyoruz: “Sovyet Sosyal-Emperyalizminin Afganistan İşgaline Son!”

O günlerde Ankara’dan acı haber geldi...

ODTÜ öğrencisi ve bizim Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği/YDGD üyesi 21 yaşındaki Mehmet Sinan Suner katledildi. Yukarı Ayrancı-Hoşdere çevresinde Sovyetler Birliği’ni protesto eden duvar yazıları/afişleme yaparken, dönemin MHP’li Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Cengiz Gökçek’in koruma polisi Süleyman Ezendemir’in açtığı ateş sonucu hayatını kaybetti…

Daha vahimi polisler, Suner daha sağken hastaneye değil, yaralı halde Dikmen Karakolu’na götürüp bekletiyor ve bu sırada Suner kan kaybından ölüyor…

Ankara YDGD, Suner’in katledildiği Aşağı Ayrancı Hoşdere’de eylem yaptı. Protestoyu önlemeye çalışan jandarma askerleri ile göstericiler arasında kargaşa çıktı, Er Zekeriya Önge şehit oldu…

Gözaltına alınan 22 kişiden biri YDGD’li 17 yaşındaki Erdal Eren’di…

İdam sehpasında bir çocuk

17 yaşındaki Erdal Eren göz göre göre nasıl idam edildiğini yazmalıyım:

-Olay yerinde keşif yapılmadı...

-Öldüren merminin Erdal Eren’in silahından çıktığı kesinleştirilmedi...

-Balistik inceleme tartışmaları giderilmedi...

-Kurşunun giriş yönü ile olay anlatımı arasındaki çelişki açıklanmadı...

-Atış mesafesi kesin olarak belirlenmedi...

-Otopsi raporundaki çelişkiler giderilmedi...

-Zekeriya Önge’nin giysileri yeterince incelenmedi...

-Olay yerindeki diğer kovanlar gerektiği gibi araştırılmadı...

-Olayı gören askerler dışındaki tanıkların hiçbiri dinlenmedi...

-Asker tanıkların ifadelerindeki çelişkiler yeterince sorgulanmadı…

-Erdal Eren’in gerçek yaşı bilimsel yöntemle kesinleştirilmedi…

-Savunmanın birçok inceleme talebi reddedildi...

-Yargılama çok hızlı yürütüldü: Erdal Eren 2 Şubat 1980’de yakalandı; 19 Mart 1980’de ölüm cezasına mahkûm edildi…

-Erdal Eren lehine olan sözleri cezada indirim nedeni olarak değerlendirilmedi: Bir askerin ölümünden üzüntü duyduğunu belirtti. Siyasi görüşü nedeniyle Mehmetçiğe kurşun sıkmayacağını ifade etti. Amacının Zekeriya Önge’yi öldürmek olmadığını, havaya iki el ateş açtığını söyledi.

-Buna rağmen mahkeme bu sözleri sanığın lehine değerlendirmedi...

-Ama Askeri Yargıtay 3. Dairesi, mahkemenin idam kararını iki kez bozdu...

-Başta Nihat Toktay olmak üzere avukatlar, Er Zekeriya Önge’nin sırtından arkadaşları tarafından vurulduğunu ileri sürdü. Ki bu olaydan sonra intihar eden bir jandarma eri soruşturmaya dahil edilmedi…

-Ve tüm bu eksiklikler giderilmeden 13 Aralık 1980’de, daha yüzünde sarı tüyler bulunan Erdal Eren Ulucanlar Cezaevi’nde idam edildi…

17 yaşında bir çocuk daha

Erdal Eren’in idamından iki gün sonra…

15 Aralık 1980…

Ankara Demetevler semtinde, bir grup genç Erdal Eren’in idamını protesto etti. Duvara, “Erdal Eren’in hesabını faşist cuntadan soralım-YDGD” pankartını asarken eylemcilerden 17 yaşındaki DTCF öğrencisi Ercan Koca yakalandı. Hemen orada “asker katilleri” diye dipçiklerle dövülmeye başlandı.

İşkence sokaktan sonra Emniyet’te de devam etti.

Ercan Koca ağır işkenceden sonra beyin kanaması sonucu öldü… Ölümüne dair tek soruşturma yapılmadı!

Sinan Suner... Erdal Eren… Ercan Koca…

Bizim kuşağın gençliği böyle böyle kör testereyle biçildi…

Şuraya gelmek istiyorum:

Adalet Bakanlığı bugün yıllardır karanlıkta kalan cinayetlerin peşine düştü. Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı kuruldu: 75 ilde 638 dosya, 693 maktul yeniden incelemeye alındı.

O halde… Erdal Eren dosyası da yeniden açılmalı...

Kuşkusuz Erdal Eren dosyası teknik anlamda faili meçhul değil. Ama daha vahimi; bir genç, dosyasındaki onca soruya rağmen idam edildi.

Madem yıllarca kapanmamış dosyaların üzerindeki sis perdesi kaldırılıyor; Erdal Eren’in idamıyla sonuçlanan bu yargı cinayetinin üzerindeki perde de kaldırılmalıdır…

Elbette, iki gün sonra işkencede öldürülen 17 yaşındaki Ercan Koca’nın hesabını sormak için de 21 yaşındaki Sinan Suner için de bu dosyalar açılmalıdır…

Üç devrimciyi ben eski gazete kupürlerinden öğrenmedim. Aynı siyasal iklimin, aynı gençliğin içinden geldim.

Bugün istediğim geçmişten rövanş almak değil, hakikatin ortaya çıkarılması…

Çünkü faili meçhulleri aydınlatmak; salt failleri bulmak değil, devletin geçmişiyle yüzleşmesi ve demokrasinin hukukla güçlenmesidir