O kadar kabul edilir hale geldi ki; tek itiraz yok!

NATO toplantısı için Ankara’da sıkıyönetim ilan edilmesinden bahsediyorum...

Türkiye’nin güvenlik anlayışında değişmeyen refleks var: Güvenlik denildiğinde akla önce özgürlükleri sınırlamak geliyor: Yol kapatılıyor, meydanlar boşaltılıyor, gösteriler yasaklanıyor, kentler adeta polis-jandarma duvarlar ile çevriliyor, gözaltılar yapılıyor…

Sanki düzen, vatandaş görünmediği ölçüde sağlanabilirmiş gibi davranılıyor. Oysa güçlü devlet ile yasakçı devlet arasında önemli fark var:

Devletin büyüklüğü, meydanları-sokakları boşaltmasında değil, seslerin yükseldiği meydanlarda düzeni koruyabilmesi ile ölçülür…

Özgüven sahibi devlet, eleştiriden korkmaz, farklı sesleri tehdit değil yönetilmesi gereken demokratik gerçeklik olarak değerlendirir. İtiraz hakkını güvence altına almanın aracısıdır devlet...

Rejimlerin başarısı; insanların düşüncelerini açıklayabildiği, slogan atabildiği, eleştirebildiği bir ortamda düzeni sağlayabilmektir…

Demokrasi seslerin yükseldiği yerde düzen kurabilme sanatıdır…

NATO toplantısı öncesinde Ankara’da tartışılması gereken mesele budur:

Güvenlik mi korunuyor, yoksa vatandaşın itiraz hakkı mı yok ediliyor?

Bu sorunun cevabı demokrasi anlayışını gösterir.

Tam bir beceriksizlik

NATO zirveleri yalnızca devlet başkanlarını değil, protestocuları da bir araya getirir…

Çünkü NATO, kuruluşundan bu yana dünyanın en fazla tartışılan uluslararası örgütlerinden biri...

Zirvelerin yapıldığı kentlerde savaş karşıtları, sol hareketler, sendikalar, çevreciler, feministler, insan hakları örgütleri yıllardır meydanlara çıkıyor. Örnekler vereyim:

1999’da Washington’daki NATO zirvesinde Yugoslavya’nın bombalanmasını protesto eden gösteriler yapıldı...

2002’de Prag’da binlerce kişi NATO karşıtı yürüyüşlere katıldı...

2009’da Fransa’nın Strasbourg ve yanındaki Almanya’nın Kehl kentlerinde on binlerce protestocu sokaklara çıktı. Hatta çatışmalar yaşandı ancak kimse “protesto olmasın” demedi...

2012’de Şikago’da Afganistan ve Irak savaşlarını protesto eden binlerce kişi günlerce gösteri düzenledi. Amerikan ordusunda görev yapmış gaziler, NATO politikalarını protesto ederek madalyalarını sembolik biçimde geri verdi...

2014’te Galler zirvesinde büyük yürüyüşler yapıldı…

2016’da Varşova’da Rusya’ya dönük askeri yığınak kararları protesto edildi…

2018’de Brüksel’de NATO harcamaları protesto edildi…

2024’te Washington’da Gazze soykırımı için binlerce insan sokağa taştı…

Bu kentlerin hiçbirinde protesto hakkı, zirvenin varlığıyla bağdaşmaz görülmedi. Bu ülkeler güvenliği, itiraz hakkını ortadan kaldırmanın bahanesi yapmadı.

NATO zirvelerinin tarihine bakıldığında; liderler içeride toplantı yaparken, vatandaşlar dışarıda itirazlarını dile getirdi hep…

Ankara’nın önündeki soru şu:

Güvenlik ile özgürlük birlikte var olabilir mi? Yoksa biri adına diğerinden vazgeçmeye devam mı edeceğiz?

Hele sıkıyönetim ilan etmek ne? Acizlik, beceriksizlik...

Türkiye’yi küçük düşürmeyin

NATO karşıtı gösteriler yalnızca bir toplantıya tepki değil. NATO, sıradan diplomatik platform değil, son yetmiş beş yılın en önemli askeri ve siyasi güç merkezlerinden biri…

Bu nedenle NATO zirvelerinin yapıldığı kentlerde insanlar yalnızca liderleri değil, onların temsil ettiği politikaları da protesto etti/ediyor…

Yugoslavya’nın bombalanması, Afganistan-Irak müdahalesi, Libya operasyonu ve en son Doğu Avrupa’daki askeri genişleme kararları ile NATO’nun küresel güvenlik politikaları yıllardır tartışılıyor.

Dünyanın dört yanında milyonlarca insan NATO’nun savaşları önlemekten çok, daima yeni gerilimler ürettiğini düşünüyor.

Yani, NATO karşıtlığı marjinal tavır değil, güçlü politik damar…

Hele… Türkiye’de garip durum yaşanıyor. NATO karşıtı gösteriler sorgulanırken, NATO’nun sorgulanması istenmiyor! Örneğin:

-Türkiye neden NATO’ya girdi?

-Bu üyelik Türkiye’ye ne kazandırdı, ne kaybettirdi?

-Türkiye’nin güvenlik sorunlarını ne ölçüde çözdü?

-Türkiye’yi hangi krizlerin içine çekti?

Bu tür soruların büyük bölümü hâlâ Soğuk Savaş ezberlerinin gölgesinde duruyor.

Evet, NATO zirveleri salt diplomatik toplantılar değil, resmi tarihin, dış politika ezberlerinin ve yıllardır tekrarlanan güvenlik anlatılarının yeniden sorgulanması için fırsat.

Türkiye’nin kaderini etkileyen bir yapının eleştirilmesi, protesto edilmesi ve sorgulanması kadar doğal bir hak olamaz...

Mesele: NATO karşıtı gösterilerin neden yapıldığı değil, NATO’nun neden hâlâ yeterince tartışılmadığıdır.

Bırakın insanlar konuşsun, yazsın, protesto etsin… Türkiye’yi dünyaya karşı küçük düşüren protestolar değil, protestodan korkan anlayıştır…

Ankara sokaklarında yükselecek sesler; Türkiye’nin düşünebilen, sorgulayabilen ve korkmadan konuşabilen halka sahip olduğunu gösterecek.

Gazze’den İran’a yapılan saldırıları halk protesto etsin, niye engelliyorsunuz?

İktidar, Soğuk Savaş refleksleriyle hareket ediyor; eleştiriyi tehdit, protestoyu risk görüyor! Yazık.