Önceki gün sabah telefonum çaldı…
Önce bir sekreter hanım, “genel başkanımızı bağlıyorum” dedi, birkaç saniye sonra ise telefonun öbür ucunda CHP’nin mahkeme kararıyla atanmış başkanı Kemal Kılıçdaroğlu vardı…
“Günaydın Ümit Bey” diye başladı söze, “Merhaba Kemal Bey” dedim. Epey uzun süren bir telefon konuşması yaptık… Öncelikle belirtmeliyim; bu görüşmenin yazılmamasını rica etti. O nedenle yaptığımız konuşmanın içeriğini tamamen anlatmayacağım.
-Biri hariç!
Bay Kemal, o günkü yazımla ilgili arıyordu. Kısaca anımsatayım. “Makul adam Bay Kemal” başlıklı yazımda, ağırlıklı olarak 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday gösterilen “Ekmeleddin İhsanoğlu” konusuyla, değerli diplomat ve eski CHP milletvekili Onur Öymen’in, WikiLeaks belgeleri ve CIA raporuyla ortaya koyduğu “Kılıçdaroğlu’nun, Deniz Baykal komplosu sonrasında CHP’ye nasıl başkan olduğu” konusunu anlatmıştım…
Yazımın girişinde ise şöyle demiştim:
-13 yıllık genel başkanlığı döneminde 13 kez seçim kaybeden Bay Kemal’in aslında bu yıllar içinde yaptıkları, yapmadıkları, partiden kimleri uzaklaştırdığı, kimleri doldurduğu, partiyi “kurucu” çizgisinden nasıl uzaklaştırdığı, seçtiği danışmanları, ABD büyükelçileriyle baş başa otellerdeki muhabbetleri ciltler dolusu kitaba konu olur!
Bay Kemal yazıma itiraz etmek için aramıştı… Yazdığım konular arasından yalnızca birine takılmıştı. Onu da şöyle açıkladı:
-Ben ABD büyükelçileriyle asla otel odalarında görüşmedim!
Otel köşesindeki görüşme!
Bay Kemal’in bu itirazı beni hem çok şaşırtmış hem de gülümsetmişti…
Gerçekten böylesine medyanın diline düşmüş bir buluşmayı unutmuş olabilir miydi? Yanıt verdim:
-Eski ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone ile Ankara Sheraton otelinin gözden uzak bir köşesinde yalnızca bir tercüman eşliğinde 2,5 saat görüştünüz Kemal Bey!
Telefonda tarihi hatırlayamamıştım ama onu da şimdi vereyim, 24 Ekim 2013!
Bay Kemal sessiz kalınca devam ettim:
-Dilerseniz bu görüşmeyle ilgili haber, köşe yazısı ve yorumları size gönderebilirim!
Atanmış genel başkan “bir parti liderinin büyükelçilerle görüşmesi, birlikte yemek yemesi normal değil mi?” sorusuyla yanıt verince devam ettim:
-Tabii ki normal. Ama gözden uzak köşelerde baş başa değil! Sizin makamınızda kurmaylarınızla ya da ABD büyükelçiliğinde yine kurmaylarınızla görüşebilirsiniz ancak böyle bir görüşme doğal olarak çok dikkati çekecektir ve çekti de!
Aslına bakarsanız benim bunları anlatmama da gerek yoktu; Google’ı açıp baksa söylediğim tüm yazıları ve yorumları görecekti!
Bay Kemal ile daha başka konularda da konuştuk. En çok aklıma kazınan bugün ihraç etmek için Parti Disiplin Kuruluna üstelik tamamen tüzüğe aykırı şekilde MYK kararıyla verdiği, tümünü listelere kendisinin koyduğu milletvekilleri için kullandığı şu cümleydi:
-Onlar benim dostlarım, arkadaşlarım!
Dostlarım dediği milletvekillerinin dün itibarıyla CHP’den atıldıklarını da buraya not edelim!
Gövdemdeki kurt
Bu yazının altına başka ne yazılır diye düşündüm…
Aklıma değerli dostum, sevgili ağabeyim Ali Erten’in Fransa’dan gönderdiği, bugün yaşadığımız rezillikleri, mutlak kepazelikleri anlatan büyük şair Nazım Hikmet’in 1924’te yazdığı “Gövdemdeki Kurt” şiiri geldi. İyi okumalar:
Sen benim minare boyundaki çam gövdeme/ beyaz bir kurt gibi girdin, kemirdin/
Ben barsaklarımda solucan Makdonaldı besleyen/ İngiliz amelesi gibi saklıyorum seni içimde/ Biliyorum kabahat kimde/ Ey ruhu lordlar kamarası kadın/ Ey uzun entarili tüysüz Puankara/ karşımda; demirleri kıpkızıl bir şimendifer ocağı gibi yanmak/ senin en basit hünerin/ Yine en basit hünerin senin/ buzun üstünde paten gibi kıvranmak/ Soğuk! Sıcak! Kaltak dur! Yumuşak beyaz kıvrılışlarınla/ beynime giriyorsun kemiriyorsun/ Oraya giremezsin/ Onu kemiremezsin/ Yumuşak beyaz kıvrılışlarıyla/ beynime giren kurdu/ çürük bir diş gibi söktüm! Epeyce ter döktüm! Bu sonuncuydu/ bir daha olmayacak!