Almanya’da özel şekilde mayın dökme gemisi olarak inşa edilmişti…
Dar alanlarda kolayca manevra yapabiliyor ve az su çektiğinden mayın alanları üzerinde güvenle dolaşabiliyordu… 1913 yılında Osmanlı Devleti’ne teslim edildi ve İzmir’e getirildi.
- Adı Nusret Mayın Gemisi’ydi.
Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması artık an meselesiydi… Nusret 3 Eylül 1914’te Çanakkale’ye getirildikten kısa bir süre sonra Osmanlı Devleti 14 Ekim 1914’te Almanya saflarında savaşa katıldı. -Çanakkale cehenneminin tarihe altın harflerle kazınacak hikayesi çok yakında başlayacaktı! 1915’in bahar ayları ile birlikte İngiliz ve Fransız gemilerinden oluşan büyük bir İtilaf Devletleri filosu Çanakkale önlerine gelmiş, kıyıları hatta sivillerin yaşadığı yerleri bile bombalayarak cehenneme çeviriyordu.
Kıyıları itilaf devletlerine kapatmış olan Mehmetçik ise bu ateş yağmuruna karşı müthiş bir karşı koyuşla direniyordu. Ancak hayati önemde bir eksiklik vardı; Osmanlı, mali sorunlar nedeniyle boğazı mayınlayabilmesi için yeterli miktarda mayın bulamıyordu. Aslında Çanakkale Boğazı’na daha önceden boğazı kesecek şekilde döşenmiş mayın hattı bulunmaktaydı… Ancak İtilaf Devletleri donanmasının çok yakında büyük bir saldırıya geçeceği çok belliydi ve bu mayın hattının bu saldırıyı karşılaması çok ama çok zor hatta imkansızdı…
-Başka bir şey hatta bir mucize gerekiyordu!
Uzmanların müthiş keşfi!
Dünyanın en güçlü filosunun saldırısı için artık gün sayılıyordu… 6 Mart 1915 gecesi Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Bey, Mayın Grup Komutanı Hafız Nazmi Bey’i çağırdı ve şu talimatı verdi:
-Oğlum, sana çok önemli bir görev veriyorum. Vatanın selameti bu görevin başarıyla yerine getirilmesine bağlıdır!
Görev, ertesi gece Nusret gemisiyle eldeki son 26 mayının Erenköy Karanlık Limana “kıyıya paralel olarak” dökülmesiydi. Düşman fark ederse kıyı topları gemiyi himaye ateşiyle koruyacaktı. Ancak asıl büyük başarıyı getirecek olan bu görevin fark edilmeden başarılmasıydı!
Peki, neden “kıyıya paralel” dökülecekti? Türk kurmayları gemilerin devamlı hareketlerini incelediğinde müthiş bir gerçeği keşfetmişlerdi:
-Bu kez mayınların boğazı kesecek şekilde değil, kıyıya paralel olarak dökülmesinin sırrı aslında gayet basitti; çünkü düşman zırhlıları boğaza grup grup giriyor ve görevini tamamlayan grup ikmal yapmak için geri dönerken arkadaki grupların önünü kesmemek için boğazın en geniş yerlerinden biri olan Karanlık Liman’da manevra yapıyordu… İşte mayınlar da bu manevra sahasına kıyıya paralel ancak manevra hattına dik olarak yerleştirilecekti. Anlatırken kolay görünüyordu ancak büyük bir zafer getirebilecek olsa da bir o kadar da zordu!
Kısacası her şey, elde kalan son 26 mayının tam da işaret edilen yere dökülmesi zorunluydu!
Nazmi Bey, ertesi gün Nusret Mayın Gemisi’nin komutanlığını yapacak olan Yüzbaşı Tophaneli Hakkı’yı buldu. İki gün önce kalp krizi geçirmişti Hakkı Bey. Cevat Bey’in tüm ısrarlarına karşın, görevi kabul etti!
Tarihi değiştiren 26 mayın!
7 Mart’ı 8’e bağlayan gece yarısı Nusret demir alarak yola çıktı…
Bütün ışıklarını söndürüp kıvılcım atmasın diye ocaklarını bastırmış, maskeli ışıklar altında rota izleyerek hedefine doğru ilerliyordu. Gemi daha önce döşenen mayın hatlarından geçiyor ve Karanlık Liman’a giriyordu. Deniz sakin, hava zifiri karanlıktı... Son kontroller yapılmış, ardından ilk mayın platforma alınmış ve atış anı beklenmeye başlanmıştı…
-Heyecan son haddindeydi. Vatanın selameti için gerekli olan zafer kilidi Nusret’in elindeydi. Sonunda Anadolu yakasındaki Akyarlara, yeni mayın hattının hazırlanacağı noktaya vardılar. Teker teker ve sessizce elde kalan son 26 eski tip mayın suya bırakılmaya başlandı… Suya düşen her mayın belli bir sıra halinde kendisini asılı tutacak ağırlığın gerdiği teller üzerinde yer almaya başladı. Birkaç dakika sonra tüm mayınlar belirlenen rota doğrultusunda dökülmüştü…
-Şimdi sıra en az mayınların dökülüşü kadar tehlikeli olan dönüş yolculuğu başlamıştı!
Bir ara kendilerine çok yaklaşan bir düşman gemisi projektörünü açınca yolun sonuna geldiklerini zannettiler ancak Türk kıyısında aniden parlayan projektör düşmanı deniz üzerinde yakaladı. İki projektör şimdi göz gözeydiler. Bu beklenmedik ışık kavgası Nusret’e yaşam umudunu geri verdi. Işık çarpışmasının altından sessizce sıyrılıverdi!
Tehlike geçmiş, görev büyük bir başarıyla yapılmıştı. Nazmi Bey büyük bir sevinçle kader arkadaşını tebrik etmek istedi. Ancak Hakkı Bey cevap vermedi:
-Hakkı Bey’in hasarlı kalbi bu ışık kavgasındaki heyecana dayanamamış, şehit düşmüştü!
Emperyalizmin defoluşu!
On gün sonra, 18 Mart 1915…
Müttefik donanması saldırıya geçti. Savaş tam da istedikleri gibi kontrollü gitmekteydi ki her şey bir an içinde değişti! İkmal için geri dönen gemiler art arda büyük patlamalar yaşanmaya başladı.
-O 26 eski tip mayın görevini hem de en müthiş şekilde icra ediyordu!
Düşmanın yüzer kaleleri birer birer batıyordu. “Muhteşem Armada” adı verile filonun üç büyük gemisi Irresistble, Ocean, Bouvet art arda batmış, İnflexible, Golva ve Sufen ise ağır yara almıştı. Diğer bir deyişle İtilaf gücünün üçte biri saf dışı bırakılmıştı!
Bu arada kıyıda da müthiş bir başka destan yaşanıyordu… Rumeli Mecidiye Tabyasındaki topçu da yaralanan İtilaf gemilerini ateş altına almıştı. Bu sırada gemilerden yapılan bir atış tabyayı darmadağın etmiş çoğu Mehmetçik şehit olmuştu.
Ayrıca o büyük top mermilerini topun ağzına taşıyan vinç de devre dışı kalmıştı. Ortalığı büyük bir hüzün kaplamışken bir anda bir büyük mucize yaşandı. Balıkesir Havran’lı Seyit Onbaşı hiçbir talimat beklemeden 215 kiloluk (kimi kaynaklara göre 276 kilo) mermiyi sırtlayarak topun namlusuna yerleştirdi. Tam üç mermiyi bu şekilde taşıdı ve o mermilerden biri İngiliz zırhlısı HMS Ocean’a isabet ederek manevra kabiliyetini kaybettirdi ve o gemi Nusret’in mayınlarından birine çarparak battı!
-İşte Çanakkale Savaşı’nın deniz harbi kısmı böyle sonuçlandı!
O büyük Muhteşem Armada, tası tarağı topladı ve defolup gitti… Şimdi sırada 9 ay sürecek ve bir büyük dâhiyi Mustafa Kemal’i yaratacak ve Çanakkale’yi Kurtuluş Savaşına taşıyacak 9 aylık kara savaşlarındaydı!
Zamanın Bahriye Nazırı ki İkinci Dünya Savaşı’nın da İngiltere Başbakanıdır, Winston Chuchill 1 Ağustos 1930 tarihli “Le Revue de Paris” dergisine şu itirafta bulunacaktı:
-Kendilerini Fransa, Polonya, Galiçya, Balkanlar, Filistin, Suriye ve Kuzey İtalya Topraklarının örttüğü 6-7 milyon insan, düşmanlarının kurşun ve gülleleri ile değil, 18 Mart sabahı Çanakkale’nin kuvvetli akıntısı altında, ağırlıklarına bağlı bulundukları tel halatları üzerinde bağlı bulunan 26 demir kap yüzünden yok olup gitti!
Sir Winston, kanına girdikleri on milyonlarca insandan söz etme lütfunda bulunmamıştı doğal olarak!
Nusret bugün nerede derseniz, Tarsus halkının yüce gönüllülüğü sayesinde hurda olmaktan kurtuldu ve Tarsus Kültür Park’ta sergileniyor hem de orijinaline en yakın şekliyle…
Seyit Onbaşı ise Havran’daki istirahatgahında yatıyor…
-Yüzbinlerce diğer kahraman arkadaşı gibi…