Çok doğru laf valla, omurgalı olacaksın kardeşim…
Mesela, kendi ikbalin için eğilip bükülmeyeceksin... Bugün “kardeşim” diye sarıldıklarını, yarın efendilerden gelen talimatlar doğrultusunda, üstelik ismini bile eğip bükerek “deccal” ilan etmeyeceksin...
Milletin gözünün içine baka baka yalan söylemeyeceksin mesela... Bugün “ak” dediğine, yarın “kara” demeyeceksin... Hele, açığın, yalanın ortaya konulduğunda, üste çıkmak uğruna, “şerefsiz”, “alçak”, “haysiyetsiz” sözcüklerine asla sarılmayacaksın... Yalan bumerang gibidir, döner, gelir, ayağına dolaşır, başka yalanlar, hiç içinden çıkamayacağın çukurlar oluşturur...
-Omurgan hep dik olacak...
Efendilerin önünde iki büklüm olmayacaksın!
Omurgalı olacaksın arkadaşım...
Mazlumun önünde şahin, efendilerin önünde iki büklüm olmayacaksın mesela... Geldiğin yeri hiç unutmayacak, içinden çıktığın insanlara “parya” muamelesi yapmayacaksın... Kendi insanlarına, kendi gençlerine karşı gaddar olmayacaksın, yedi kat el için akıttığın gözyaşlarını onlar için de akıtacaksın mesela...
Omurgalı olacak, insanları karpuz sayar gibi, nerede kümelendiğine, nasıl düşündüğüne, nasıl yaşadığına göre tasnif etmeyeceksin mesela... Herkesin senin gibi düşünmeye mecbur olmadığını anlayabilecek kadar bilgili ve vicdanlı olacaksın... İnsanların korkularını değil gönüllerini kazanmaya odaklanacaksın...
-Ki, gittiğinde ardından “dimdik gitti” desinler...
Ve birader sen, omurganı doğrultacaksın...
Üç kuruşluk ikbal için, makam için, mal için zulme ortak olmayacak, zorbalığa övgü düzmeyeceksin mesela... Kalemini, ekranını insanları aldatmak, yalanları parlatmak için kullanmayacaksın...
Omurgalı olacaksın, elde ettiğin makamı, gücü insanların adalet duygusunu yok edecek işlere alet etmeyeceksin, masum insanların ahını almayacaksın mesela... Nefes alınması bile zor bir ülkenin inşasında keser sapı olmayacaksın...
Sen kardeşim, omurgalı olacaksın, yapılan zulümlerin, baskıların silahı olmayacak, “ne yapayım, emir kuluyum” sözcüklerinin ardına sığınmayacaksın... Eğer omurgalıysan, toprağa düşen gencecik fidanlar, gözünü kaybeden, beyin travması geçiren yüzlerce, binlerce yurttaşın seni uyutmayacak, kâbusun olacak...
Velhasıl kelam; omurgalı olmak kolay iş değildir, emek ister vicdan ister yürek ister... Formülü yüzyıllar önce yazılmıştır üstelik:
-Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol...
Manzara vahim!
Uzun yıllar öncesinden, “zamansız” yazılarımdan birinden bir bölüm…
Şu yaşadığımız eşi benzeri bu topraklarda görülmemiş kriz; yanı başımızda geleceğimizi kara bir kabusa çevirmeye aday, çok dikkatli ve özenli olunmazsa kıyameti yaşatacak emperyalist saldırı, içerde ise bir yağcılık, güçlü olana tapınma, efendilerin direktiflerine göre şekillenen uşaklık at başı ilerliyor!
İktidar, insanları perişan eden kriz karşısında “iflas bayrağını” çekmiş, sözüm ona denge politikası yürüttüğü masalını sürekli tekrarlamakta!
Demek ki değişen pek bir şey yok, aksine daha beter, daha acıklı günlere yelken açmışız ki, binlerce yazım arasından “omurga” ile ilgili olanı aklıma düşüverdi!
Omurga çok önemlidir; maazallah bir kırıldı mı, bir eğilip büküldü mü sürüngene dönüşüverirsin… Öylesine yaşamsaldır ki, yokluğu insanda ne vicdan ne haysiyet ne gurur ne de onur bırakır… Kalem tutan eller, doğruyu söyleyen diller tutuşuverir, bambaşka bir mahlukata dönüşüverir!
Maşallah, etrafımız mebzul miktarda omurgasını yitirmiş, iki büklüm muhterem zevattan geçilmiyor… Yalanlar, dolanlar, “cekler, caklar”, “şak şaklar” düğün, çengi halinde!
Işıklar içinde uyusun sevgili Hasan Pulur uzun yıllar önce şöyle yazmıştı köşesinde:
-İstanbul’un her yerinde lağım yeraltından akar, Babıali’de yer üstünden!
Peki ya şimdi! O Babıali’den eser kalmadı ancak pek çok yerde “Babıalicikler” türedi!
Benimkisi yalnızca bir “Ahh”, sadece bir anımsatma…
-Zamanı mıydı? Onun kararını da siz vicdanlarınıza danışarak vereceksiniz!