Önceki gün 24 Nisan’dı…
Diğer bir anlatımla, Ermeni Diasporasının uzun yıllardır sözde “soykırımı anmak” için icat ettiği malum günden söz ediyorum! Tabii, yeminli Türkiye düşmanlarıyla birlikte ülkemizdeki işbirlikçi aydın kısmı da boş durmayacaktı bu durumda…
Aslına bakarsanız, ezelden beri konu Türkiye olunca bu arkadaşların boş durduğuna hiç tanık olmamıştık zaten!
Yıllar içinde karşımıza önce “Ermeni soykırımı” ardından “Kürt soykırımı”, sonrasında “Dersim soykırımı” en nihayetinde “Rum soykırımı” kepazeliklerini en büyük, en saptırılmış yalanlarla ve de yurtdışındaki efendileriyle birlikte önümüze koyan da bu güruh değil miydi?
Gelin, bugün 2009 yılına götüreyim sizleri; kötülüğün, soysuzluğun nerelere dek ulaşabileceğinin en güzel örneğini anımsayalım birlikte!
“Özür dilemek!”
Bizim işbirlikçi “aydınlar” 2009 yılbaşında yeni bir kampanya başlatmaya karar vermişlerdi, adı da şöyleydi:
-Özür diliyorum!
Kimden özür diliyorlardı peki? Ermenilerden! Ermeni Diyasporasının “dürüst ve cesur aydınlar” nitelemesiyle alkışladığı, başını Prof. Ahmet İnsel, Prof. Baskın Oran, Dr. Cengiz Aktar, Ali Bayramoğlu, Halil Berktay, Elif Şafak, Murat Belge ve Taner Akçam gibi “yüksek şahsiyetlerin” çektiği bu arkadaşlar internette başlatacakları “imza kampanyası” için şöyle bir metni uygun bulmuşlardı:
-1915’te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı Büyük Felakete duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.
İşte bu “aydın çağrısı” bir yıl boyunca internette dolaşacak ve kendi deyişleriyle en yüksek katılımın sağlanması için çaba harcanacaktı... Peki, en yüksek katılım sağlanırsa ne olacaktı? Ermeni Diasporası, yani Ermenistan dışında örgütlenmiş Ermeni lobisi, zilleri takıp oynamaya başlayacak ve “soykırım” çığlıkları en yüksek perdeden atılmaya başlanacaktı!
Şunun şurasında 1915 Ermeni Tehcirinin yüzüncü yılına ne kalmıştı ki, yalnızca 6 yıl!
Tabii, bir de bizim “aydınlar” açısından önemine değinmek lazımdı; onu da Vatan gazetesi yazarı Ruhat Mengi yazmıştı:
-Tebrikler, tebrikler!.. Kim bilir “yurtdışından” ne güzel yılbaşı hediyeleri, teşekkürler gelir hepsine!
Gerçekler acıtır!
Her şeyden önce bu haysiyet dışı girişime birkaç bilgi notuyla katkıda bulunmamız şart olmuştu!
Bu metni kaleme alan, bu kampanyanın başını çeken Türk asıllı “aydınlar” aşağıda sıralayacaklarımı biliyorlar mıydı acaba!
-Ermenistan’ın ilk başbakanı Kaçaznuni’nin, “Taşnak Partisi’nin Yapacağı Bir Şey Yok” kitabındaki tüyler ürperten, tehcir kararının hangi insanlık dışı Ermeni faaliyetleri sonucu alındığını ilk ağızdan itiraf eden konuşmalarını okudular mı?
- Dünyaca ünlü Amerikalı tarihçi Bernard Lewis’in 1993’te Fransız Le Monde gazetesine verdiği demeçte, “1915’te Osmanlı’nın yaptığı Ermeni tehciri bir soykırım değil, savaşın bir yan ürünüdür. Yaptığım tüm araştırmalardan çıkan sonuç budur” dediğinden habersizler mi?
-Justin McCarty, Stanford Shaw, Norman Stone, Andrew Mango, Guenter Lewy gibi dünyanın saygın tarihçilerinin İngiliz, Rus, Alman ve Türk arşivlerinde yaptıkları uzun araştırmalar sonunda “Ortada asla bir soykırım yoktur. Böyle bir dayatmayı Türklere yapmak acımasızlıktır” dediklerini bilmiyorlar mıydı?
- İşgalci İngilizlerin, aralarında eski sadrazam, bakan ve milletvekillerinin de bulunduğu önde gelen 143 Osmanlı aydınını zorla Malta’ya götürüp “Ermeni katliamı” suçlamasıyla sorguladığını, ancak İngiliz hâkimlerin tüm baskılara karşın bu kişileri mahkûm edemediğini de mi bilmiyorlardı?
- Ermeni çetelerinin sırf o yörede çoğunluğu oluşturabilmek maksadıyla, Türk, Kürt yüz binlerce Müslümanı, Rus ve Fransız desteğinde boğazladığından da mı haberleri yoktu?
- Türkiye’nin, “Gelin sizdeki ve bizdeki arşivleri sonuna kadar açıp, birlikte inceleyelim” önerisini Ermenilerin, “Önce soykırımı kabul edin” diyerek reddettiğini de mi bilmiyorlardı?
-Örnek yüzlerce, binlerceydi!
“Yerli misyonerler”
Eğer, bu “aydın” arkadaşlar bunları bilmiyorlarsa çok ayıptı!
Biliyor da göz ardı edip o “özür metnine” imza atıyorlarsa hem çok daha ayıp hem de çok yazıktı!
İşte tam bu noktada, 1889 yılında, yani tam 137 yıl önce Osmanlı’nın neredeyse tüm gelirlerine el koyan Düyun-Umumiyenin başındaki Daniel Ducoste’nin, İngiltere, Fransa ve İtalya’ya gönderdiği mektupta yer alan şu satırlar yaşamsal önem kazanıyordu:
-Bizim, Osmanlı’nın dininden, gelenek ve göreneklerinden anlayan, onlara kendi dilinde hitap edecek “Yerli misyonerlere” ihtiyacımız var…
Demek ki neymiş; yerli misyonerlerin ya da bugünkü deyişle işbirlikçilerin soyu tükenmezmiş!
-Asla unutmayın, unutturmayın…