Atatürk Olimpiyat Stadı... Adının başındaki Atatürk ismi dışında insana iyi gelen bir yanı var mı, emin değilim. Bu stat, açıldığı günden beri futbola ev sahipliği yapmaktan çok, futbolu cezalandırıyor. Yoluyla, rüzgârıyla, soğuğuyla, boşluğuyla... O yüzden halk arasında takılan "Zulimpiyat" lakabı bir mizah ürünü değil, toplumsal bir tespittir.
Oraya giden futbolcu üşür, taraftar ıslanır, polis sinirlenir, güvenlik bıkar. Kimse mutlu ayrılmaz. Buna rağmen bir inat hâli var.
"Burası büyük stat" denir, "final buraya yakışır" denir. Yakışmaz. Kış günü düğün salonu gibi soğuk betonun ortasında futbol oynatılmaz.
Ama ne hikmetse, bu memlekette yanlışlar en çok da alışkanlığa dönüşünce dokunulmaz olur.
♦♦♦♦♦
Yine de tribünler doldu. Hem de nasıl doldu. Fenerbahçeli, Galatasaraylı demeden insanlar o ayaza, o yağmura göğüs gerdi. Fenerbahçe tribünleri sarı lacivert bir halı gibi serildi Olimpiyat’ın soğuk betonuna.

Yağmurluk meselesi ise finalin sembolü oldu. Aynı stat, aynı yağmur, iki farklı anlayış. Biri taraftarını kollayan, diğeri "idare etsin" diyen bir akıl. Başı sıkışınca, 'bilmem kaç milyonluk camiayız' diyerek arkasını taraftarına yaslayan, ağzında purosu eksik olmayan salon beyefendileri, her şartta takımına sahip çıkan taraftarına poşetten bozma yağmurlukları dağıtırken hiç mi utanmadı?
Sosyal medyada alay konusu oldu, haksız da değildi kimse. Galatasaray taraftarı kış kıyamette takımını yalnız bırakmamış, karşılığında eline verilen 30 liralık naylon. Ayıp kelimesi bazen ağır kaçar ama burada tam oturdu. İki transfere 'ağam, paşam' çektiğiniz kişilerin, futbolun gerçek sahibi olan taraftara verdiği değer, tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildi. Görmesini bilene...

♦♦♦♦♦
Maç başlayınca tablo daha da netleşti. Yağmurluktaki kalite farkı, sahaya da yansıdı. Bu zeminde, bu havada ayakta kalan kazanır. Burada koşan, isteyen, vazgeçmeyen öne çıkar. Maç bittiğinde hiçbir futbolcu için "ne futbol oynadı" denmedi. Çünkü bu maç bireysel hünerlerin değil, kolektif inancın maçıydı. Fenerbahçe bu işi takım olarak çözdü.
Fenerbahçe, ilk düdükten son düdüğe kadar fizik olarak da, ruh olarak da oyunun içindeydi. 2-0’lık skor, gerçeği tam anlatmıyor. Maç 5-6 olmadıysa, bu Galatasaray’ın hanesine yazılan bir şans. Galatasaray ise 90 dakika boyunca "bu maçı alırız" cümlesini kurduracak tek bir an bile yaratamadı. Ya da bir başka deyişle, Tedesco ve öğrencileri buna izin vermedi.
♦♦♦♦♦
Olimpiyat'taki final, biraz da karakterlerin maçı oldu.
Lazio’da üç gün önce 90 dakika oynayıp finalde gol atan Guendouzi’den, Afrika’dan özel uçakla gelip son dakikada bile iki kişiye karşı direnen Dorgeles Nene’ye kadar sahada bir Fenerbahçe omurgası vardı. Tribünde bayram havası estiren taraftar, kulübede sakin ama kararlı bir teknik ekip, yukarıda hedefi net bir yönetim. Uzun zamandır Fenerbahçe’de bu kadar uyumlu bir fotoğraf görmemiştik.
Başkan Sadettin Saran'ın yaşadığı sancılı sürece, kulis fısıltılarına, sezon sonu seçim kararına rağmen takımın sahada dimdik durması ve yaşanan olumsuzlukların hiçbirinin sahaya yansımaması tesadüf değil. Bu, yönetenlerin doğru yerde durduğunun göstergesi. Fenerbahçe’nin geçmişte en çok yaptığı şey, tam işler yoluna girmişken kendi kendine çelme takmaktı. Yeni yönetimle dört ayda gelinen nokta, bu kulübün doğru akılla neler yapabileceğini gösteriyor.
♦♦♦♦♦
Yıllardır “ezilen, kaybeden, sürekli kriz yaşayan” bir psikolojiye itilen Fenerbahçe camiası, aynaya bakınca aslında kim olduğunu yeniden hatırlıyor. Doğru insanlar, sade ama kararlı bir yönetim ve sahada terinin son damlasına kadar mücadele eden bir takım. Bu kulübün fıtratına en çok yakışan hâl bu.
Şimdi asıl soru şurada duruyor. Süper Kupa’da Galatasaray’ı sahadan silen, ligde 12 yıl sonra şampiyonluğa yürüyen bir Fenerbahçe, sezon sonunda ne yapacak? Camia Sadettin Saran’ın etrafında kenetlenip bu hikâyeyi devam mı ettirecek, yoksa “bir macera daha” diyerek yeni bir belirsizliğe mi yelken açacak?

♦♦♦♦♦
Bu soru, sezon sonuna bırakılacak bir soru değil. Türkiye'de belirsizlik, en büyük tehlike. Cevap geciktikçe dedikodu çoğalır, dedikodu çoğaldıkça huzur bozulur. Son düzlükte şampiyonluk yarışı devam ediyor olursa, bu konunun kaşınacağını, Fenerbahçe’nin ayağına dolanacağını görmek için kâhin olmaya da gerek yok.
O yüzden Sadettin Saran’ın çıkıp net konuşması gerekir. Aday mıdır, değil midir? Bu camiaya borcu varsa, o da budur. Belirsizliği bitirmek. Bugüne kadar sergilediği sorumlu duruşa da en çok bu yakışır.
Çünkü bazen futbol, sahada değil; zamanında söylenen bir cümlede kazanılır. Rüzgâr sert ama dümen sağlam olursa, gemi limana varır.