Alanya Oba Stadı'nda yıllardır değişmeyen bir şey var; Alanyaspor, kim gelirse gelsin, kim giderse gitsin, oyuna bir ruh bırakıyor.
Tıpkı Anadolu kasabalarında kuşaktan kuşağa devredilen esnaf ahlakı gibi. Dükkanın tabelası değişir ama terazinin ayarı bozulmaz. Son on yılın Alanyaspor’u tam da böyle bir takım. Teknik direktörler birer yolcu, futbolcular mevsimlik işçi ama düzen baki. O yüzden Alanya deplasmanı hiçbir zaman “nasıl olsa” denilecek bir yer olmadı. Burada her maç, bir imtihan.
Daha üçüncü dakikada Hadergjonaj’ın ayağından çıkan şut, bu imtihanın ne kadar sert geçeceğini ilan etti. Gol öyle ansızın geldi ki, sanki yaz ortasında bastıran bir fırtına gibiydi. Vuruş kusursuzdu ama kaleci Ederson’un kapattığı köşeden golü yemesi de o kusursuzluğun gölgesinde kaldı.
♦♦♦♦♦
Fenerbahçe’nin cevabı gecikmedi. Talisca’nın golü, büyük takım refleksi gibiydi. Ama sahaya bakınca oyunu oynayanın Alanyaspor olduğu açıktı. Top onlardayken de yokken de bir düzen vardı.
Fenerbahçe ise sanki bir şeyleri yetiştirmeye çalışıyordu. Semedo’nun uzun sakatlık sonrası sahaya alışmaya çalışması, Musaba ile henüz uyum sağlayamamış olmaları, sol kanatta Mert Müldür ve Kerem Aktürkoğlu'nun savruk oyunu, Fenerbahçe'yi merkezden kopardı. İsmail Yüksek ve Guendouzi, açıkları kapatmaya çalışırken orta saha Maestro ve Makouta’ya teslim edildi.
♦♦♦♦♦
Bu noktada Asensio’nun oyundaki yeri de Fenerbahçe’nin aynası gibiydi. Son haftalarda hücumun anahtarı olan bu oyuncu, oyun kurulurken topa en uzak noktada kaldı.
Fenerbahçe ilk yarıda bu yüzden nefes alamadı. Yine de futbolun tuhaf adaleti devreye girdi. 2-1 öne geçme fırsatını yakalayan taraf Fenerbahçe’ydi ama golü bulan, bir kornerden Alanyaspor oldu. Uzatmada direkten dönen top ise Fenerbahçe için bir uyarı zili gibiydi.
♦♦♦♦♦
İlk yarının istatistikleri aslında bir sosyoloji dersi gibiydi. Alanyaspor 27 dakikada iki gol attı, Fenerbahçe’yi oyundan düşürdü. Tedesco’nun takımı devreyi faul yapmadan, korner kullanmadan kapattı. Temaslı oyunu seven, mücadeleden beslenen bir takım için bu, kimlik kaybı gibi bir görüntüydü. Bu kadar yumuşak kalmak, Süper Lig'de her zaman cezalandırılır.
İkinci yarıda tablo değişti. Fenerbahçe faul yapmaya başladı. Oyuna dokundu, rakibine temas etti. Semedo’nun çıkıp üçlü savunmaya dönülmesi, sadece bir taktik hamle değildi. Bu, “Ben bu oyunu kabul etmiyorum” demenin ifadesiydi. Oyun genişledikçe Alanyaspor’un baskısı çözüldü. Oyuncular arasındaki mesafe açıldı, disiplin dağıldı. Fenerbahçe ikinci yarıda neredeyse rakibine nefes aldırmadı.
♦♦♦♦♦
Jhon Duran’ın girişiyle Talisca için alan açıldı. Musaba’nın golünde çektiği şut ilk işaret fişeğiydi. Asensio’nun Alex de Souza'yı hatırlatan asistinde ise her şey bir saniyede oldu. Kontrol, vuruş ve bitiriş. Bazen futbol, hayat gibi. Doğru anda doğru yerdeysen, fazla düşünmeye gerek kalmaz. Büyük oyuncular, büyük anları böyle yaşar.
Fenerbahçe, iki kez geriye düştüğü Alanya gibi bir deplasmandan galibiyetle döndü. Üstelik bu galibiyet tesadüfen elde değilmiş bir zafer de değil. Zirveyle fark bire indi ama asıl kazanım puan tablosunda değil, takımın yürüyüşünde saklı.
"Nasıl olsa kazanırız" duygusu, yıllardır bu camianın hasret kaldığı bir histi. Futbolcuların sahadaki duruşu artık fiyakalı. Fenerbahçe bir eşiği daha geçiyor gibi. Ama öz güven ince bir camdır. Sert tutulursa kırılır.
♦♦♦♦♦
Son bir parantez de hakem Mehmet Türkmen’e açmak gerekir. Süper Lig’in en umut vadeden hakemlerinden biri.
Oyunu akıtmaya çalışıyor, topun oyunda kalmasını önemsiyor. Fakat o ilk dönemlerdeki "gördüğünü çalan" netliğini çabuk kaybetmiş gibi. Bazı kararları, Türk insanının "idare et" refleksini hatırlatıyor. Bir pozisyonda "Bravo hoca" dedirtirken, daha cümle bitmeden "Saçmaladın hoca" dedirtiyor. Cüneyt Çakır’dan beri bu kadar net bir duygu geçişi yaşatan bir hakem izlememiştim.
Galiba kaderin de ironisi bu. Göreve gelir gelmez TFF'de Cüneyt Çakır'a ait ne varsa çöpe atan TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, Mehmet Türkmen'le kendi Cüneyt Çakır'ını yaratmış oldu.