"İşte yarın yasa çıkacak, bana büyük bir yük düşecek. Kürtlerin dönüşümü, büyük bir mesele. Hem Kürt tarafını, örgüt tarafını dönüştürmek hem Türk tarafına anlatmak, ikna etmek. Yasadan sonra gazetecilerle kuracağımız temaslarda bunu anlatabilmem gerekir. Bu dönüşüm Türk solunu, Türk sağını da dönüştürecek, belki Kemalist tarih tezlerinin değişmesine kapı aralayacak. Tabii buna tamamen karşı durmazlarsa. Ben ‘Lozan’ dedim, ‘birinci anayasa’ dedim, ayağa kalktı bazı çevreler... (20 Temmuz 2026)”
Abdullah Öcalan’ın, 20 Temmuz ve 2 Ağustos 2026 görüşme notlarında kurduğu cümlelerden dikkat çekici olanı da “ikna”.
2 Ağustos’taki görüşmede de şu cümleyi kuruyor: “Bahçeli bunu anladı. Çakıroğlu var, ülkücü, en iyi anlayanlardan. Ben iki yıldır ortalığı biraz temizledim. Bir sizi bir diğer tarafı ikna etmeye çabaladım. Tek kişilik satranç dedim. Kitabı da var. Böyle yapıyorum. Zor. Her iki tarafı da incelikli formüle ediyorum.”
Bu notlardan yedi ay öncesine döndüm.
“Sabri, Selahattin yanlış araçtı”
Can Selçuki’nin yönettiği Research İstanbul’un Aralık Türkiye Raporu’nu inceledim. 1-6 Aralık 2025 tarihlerinde Türkiye genelinde 2 bin kişi ile düzenlenen anket çalışmasının “İmralı Vapuru” başlıklı bölümü aklıma geldi.
Araştırmanın çarpıcı sorularından birisi şu: “Terörsüz Türkiye” sürecinde en çok kime güveniyorsunuz?”
Her 3 katılımcıdan 1’i hiçbir aktöre güvenmiyor.
Rakam yüzde 35.
Süreçte en çok güvenilen isim yüzde 28 ile Cumhurbaşkanı Erdoğan olurken onu yüzde 15 ile Özgür Özel takip ediyor. Selahattin Demirtaş yüzde 11 ile üçüncü sırada, sürecin başlatıcısı Devlet Bahçeli ise yüzde 8 ile dördüncü sırada yer alıyor. Abdullah Öcalan’a güvenenlerin oranı ise oldukça düşük; yüzde 2.
Bu da “aktör olarak” kamuoyunun gündeminde olan Abdullah Öcalan’a halkın koyduğu mesafeyi gösteriyor. Ayrıca çalışmanın “güven” bölümünde DEM seçmenin verdiği yanıt da önemli. DEM Parti seçmeninin “güven” duyduğu isim yüzde 62’yle Selahattin Demirtaş olurken Öcalan’a güven yüzde 14.
“İşte yarın yasa çıkacak, bana büyük bir yük düşecek. Kürtlerin dönüşümü, büyük bir mesele. Hem Kürt tarafını, örgüt tarafını dönüştürmek hem Türk tarafına anlatmak, ikna etmek” cümlelerini kuran Öcalan’ın, Demirtaş’sız yürüyeceği yolda ne yapacağını göreceğiz. Şu bir gerçek; uzun zamandır Selahattin Demirtaş’ın cezaevinden çıkacağı konuşuluyor. Hatta MHP lideri Devlet Bahçeli de bu konuyu sıcak tutuyor. Ama görüşme notlarındaki satır arasını okuyanların Öcalan’ın “tek aktör” olarak hareket etmek istediğini anlayabilir.
O zaman 21 Nisan 2025 tarihli görüşme notlarına bakalım.
Öcalan, heyete diyor ki:
“Bu süreci Öcalan’ın hareket tarzı belirleyecek denmişti. Bu önemliydi, doğru. Daha önce çok kişi denendi, Sabrileri denediler, Selahattinler denendi, yanlış araçlar kullanılmıştı ve olmadı. İbrahim Bey ‘yanlış düğme’ dedi. Çok önemliydi. Gerçekten de düğmeyi doğru yerden bağlamak hayati önem taşır.”
Öcalan, İmralı konusunda ısrarcı
Heyet: Özgür Özel’in bir açıklaması oldu. Sürece destek veriyordu. Kürt sorunu kendileri açısından stratejik bir konu ama önce yasayı görmek istediklerini belirtiyorlar.
Öcalan: Özgür Bey’e özel selamlar. Bir yetkilisi Meclis İzleme Kuruluna katılmalı. Ben bu kurulu CHP için dayattım. ‘Acaba bizi mi tasfiye ediyorlar, cumhur ittifakıyla birleştiler, bizi mi yok edecekler’ diyorlar ya. Her gün hukuk ve demokrasi diyorlar. Bunun yolu bu çalışmadan geçer. Biz AKP’lilerle değil devletle demokratik hukuk çözümünü tartışıyoruz. Hukuk ve demokrasi kanalını açmak herkes için hele sizin için son şanstır demelisiniz. Demokrasinin yolu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer.”
YENİ Parti lideri Özgür Özel, önceki gün Cumhuriyet Gazetesi’ne verdiği röportajda İmralı heyetinin 1 Ağustos’taki görüşmenin ardından bazı siyasi partileri ziyaret ettiğini ancak YENİ Parti’den herhangi bir randevu talebinde bulunmadığını söyledi, kendisinin de söz konusu görüşmeden haberdar edilmediğini ifade etti: “Ama genel olarak ben demokrasinin yolunu cezaevlerinden, şehirlerden değil TBMM’den geçiririm. Şu cezaevinden geçmez, buradan geçer değil; eğer demokratik bir cumhuriyet olacaksak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden, sandıktan geçer.”
21 Nisan 2025’teki görüşmede de Öcalan “demokratikleşmenin tek şartı Kürtler” demiş ve Özel’e çağrı yapmıştı:
“Biz burada devletle işi götürüyoruz. AKP ve Cumhur İttifakı ile ilgisi yok. CHP kendini devletin sahibi olarak görüyor, değil mi? İşte devletle görüşüyoruz. Bir komisyon olursa komisyon üzerinden ya da bir heyet üzerinden CHP ile görüşmeyi mutlaka istiyorum.”
“Bizim derdimiz Cumhur İttifakına ya da Türkiye ittifakına kazandırmak değil. Derdimiz Türkiye demokrasisini güçlendirmek. Başarırsak demokrasi güçlenecek, Demokratik Cumhuriyet pratikleşecektir. Anayasadaki demokrasi maddesini işlevsel hale getireceğiz. Kürt meselesi durdukça devlet demokratikleşemez. Varlık yokluk, beka meselesidir. Çözmeye çalışıyoruz, dinlesinler biraz. Bunun nesine karşı çıkacaksın.”
Burada soru şu: Öcalan’la görüşen heyet neden Özgür Özel’e bilgi vermedi? Verseydi, Özel’in çerçeve yasa konusunda fikri ne olurdu? Yine “Evet” der miydi, grup kararı alır mıydı ya da “Hayır” mı derdi?