Bir yazı kaleme alıyorsunuz ya da ekranda bir cümle kuruyorsunuz “sosyal medya çukuru” harekete geçiyor. Geçen hafta Cumhuriyet Gazetesi yazarı dostum Barış Terkoğlu’nun başına gelenleri hatırlayın. Terkoğlu, B Yüzü Youtube yayınında Barış Pehlivan’la birlikte CHP lideri Özgür Özel’in, Adalet Bakanlı Akın Gürlek’le ilgili hazırladığı tapuları anlatırken, bakanlık kaynaklarıyla konuştuğunu söyledi ve yanıt hakkı gereği “Akın Gürlek’in dört tapusunun olduğunu söylüyorlar” dedi.
Bu cümlelerin ardından sosyal medya harekete geçti, Fetullahçılar yurt dışından yayınlara başladı hatta CHP görünümlü paylaşımlar yapıldı. Bu iktidarın o zaman adı “cemaat” olan Fetullahçılarla beraber yürürken Silivri’ye atılmış gazetecilerine “Saray aparatı”, “Düzen muhalifi”, “Derin isimler harekete geçti” gibi gibi olmadık “benzetmeler” yapıldı! Oysa Barış gazeteciliğin ilkesi olarak iddia edilen tarafa da iddiayı sordu yani “hakikati” aradı. Ki Youtube yayınında Akın Gürlek’le ilgili 2015’te yaşadıklarını da anlattı, Özel’in “tapu” iddialarını da masaya yatırdı. Ve bir kez daha gördük ki; “kutuplaşmış” siyasetin “kutuplaşmış” gazetecileri olmak çok zor! Bu zincir bir yerden kırılmalı; gazeteci bir partinin taraftarı değil haber veren, yorumlayan ve verdiği haber ya da yorumladığı gerçekler üzerinden hapisle “ödüllendirilmeyen” bir yere evrilmeli. Son dönemde İsmail Arı, Alican Uludağ öncesinde Soner Yalçın, Barış Pehlivan, Murat Ağırel, Timur Soykan, İsmail Saymaz, Furkan Karabay ve adını unuttuğum isimler ve bizler “özgür” bir ortamda yazmalıyız, çizmeliyiz.
“Bu mahalle”, “o mahalle” demeden.
Neden Barış Terkoğlu’nun başına gelenlerle başladım?
Yılmaz Özdil ne dedi? Ben ne yazdım?
Çünkü; SÖZCÜ yazarı Yılmaz Özdil de “Özgür Özel-Akın Gürlek” üzerinden yaptığı değerlendirmeler üzerine “saray aparatı” suçlamasını yaşadı ve ben önceki gün yazdığım “Milliyetçi-muhafazakarlar evlerine mi dönüyor?” başlıklı yazımın ardından “saray aparatı” oldum.
Birincisi, gazetecinin her “mahalleden” haber kaynağı ya da dostu olur. Konuşurlar, tartışırlar ya da haber alırlar. Bunu da kimse yadsımamalı! Ama bir yorum ya da bilgi üzerinden “saray aparatlığı” suçlaması tam da “Fetullahçıların” pardon “CIA’nın” ya da “küreselci liberallerin” işine geliyor ve bunu ıskalıyor bizleri linç edenler.
Ben ne yazdım?
Can Selçuki’nin yönettiği “Türkiye Raporu”nun mart ayı anket çalışmasını.
Ne demişim: “Milliyetçi-muhafazakar oylar evine mi dönüyor?”
Bunu neden söylemişim:
“Peki; AK Parti neden hızlı bir toparlanmanın içinde? Rapor bu soruya da “Kararsız Seçmenin Dönüşü” başlığında yanıt vermiş: “Mart anketimizdeki en dikkat çekici bulgu, AK Parti desteğindeki keskin artıştır. Temmuz 2024’te dalgalanmalar yaşayıp tarihi düşük seviyeleri gördükten sonra, AK Parti’nin oy oranı iki aydır net bir yükseliş trendinde ilerliyor. Bu ay AK Parti, seçmen konsolidasyon oranında yaklaşık 8 puanlık dikkate değer bir artış elde ederek en son Haziran 2025’te görülen bir iç bütünlük seviyesine ulaştı.”
Bu arada yazımın son bölümünde de CHP’ye yakınlığıyla bilinen GÜNDEMAR’ın araştırması da vardı. 60 ilde 2 bin 325 kişiyle yapılan görüşmelerden çıkan başlık:
“İktidara tepki var, muhalefete güven sınırlı.” GÜNDEMAR Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Tamer Bolat, sonuçları değerlendirirken şu ifadeleri kullandı:
“Toplumun çok geniş bir kesimi Türkiye’nin kötüye gittiğini düşünüyor. Ancak bu olumsuz tablo, muhalefete otomatik bir güven ve destek üretmiyor. Araştırma sonuçları, seçmenin iktidarı eleştirirken muhalefeti de yeterince güçlü, etkili ve hazır bir alternatif olarak görmediğini ortaya koyuyor.
Bu yazımın ardından “CHP’nin iktidar yürüyüşüne engel olduğumdan” tutun da “sarayın bu yazıyı kaleme aldırdığına” kadar “değerlendirmeler okudum! İlginç olan Can Selçuki’nin yönettiği şirketin “merkezde” durduğu, GÜNDEMAR’ın da CHP’ye yakın olduğunu bile bile bu yorumlar yapıldı. Ama artık yeter! Erdoğan karşıtı olmak başka “küresel operasyonların içinde olmak” başka. AKP iktidarının değişmesini istemek başka “Fetullahçı aparatlarla yan yana düşmek” başka. Bildiğimiz işi yapalım ve “iktidar medyasına” da örnek olalım: Sadece gazeteci olmak ve hakikati yazmak! Birileri o zincirleri kırmak ister ya da istemez; bu onların bileceği!
“Yuh yuh”la temizlik yapan Tantan’ın hayali!

Sadettin Tantan… Efsane polis şefi, İçişleri Bakanı… Güreşçi ve Beşiktaşlı! Sakarya Sapancalı… Kafkas kökenli Tantan, bir polis olarak 1964’te meslek hayatına atıldı. Çok basit ama bir o kadar da derin bir anlayışa sahipti: İnsanları, ‘namuslu ve adaletli’, ‘namussuz ve adaletsiz’ diye ikiye ayırmıştı… Hala da öyle! 1976’da İstanbul’da Asayiş Şube Ekipler Amiri… Fuhuşa ve kumara karşı girdiği mücadeleden galip çıktı ve efsane oldu! Tarlabaşı, Şirinevler, Fındıkzade’de ayan beyan çalışan yüzlerce randevuevini kapattı. En sevdiği sanatçılardan birisi Selda Bağcan. Kendisinden dinlemiştim: “Ekip aracında otururken arkadaşlara ‘takın kaseti’ diyordum. Selda Bağcan’ın ‘Yuh yuh’ şarkısı çalışıyordu… ‘Yuh yuh, yuh yuh soyanlara/Soyup kaçıp doyanlara/Fakir soymak yakışır mı kemale/ Yuh yuh, yuh yuh soyanlara…’ Bu sözler hayatı anlatıyordu ve ben de bu felsefeyle yaşadım.”
Bu cümleler bana zaman zaman Şener Şen’in Ali Osman karakterine hayat veren Kabadayı filmindeki rolünü hatırlatır. Neden mi? Ali Osman kurduğu lokalde fakirlere ve ihtiyacı olanlara sahip çıkan “Biz mafya değiliz” diyen namuslu kabadayıdır!
Önceki gün; Tantan’ın 1919’da kurulmuş ve fahri başkanlığını yaptığı İstanbul Güreş İhtisas Kulübü’nün açılışına katıldım. Temelini Şubat 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun attığı kulübün “yeni hali” bugün 85 yaşına ulaşan ve zaman zaman yaşadığı hastalıklara rağmen ayakta kalan Sadettin Tantan’ın belki de en büyük hayaliydi. O hayal gerçekleşti: Yeni kulüp binası, otel standartlarında konaklama, minderli güreş salonları, fitness merkezi, sauna ve kamp organizasyonlarına uygun alanlarıyla Türk güreşine hizmet edecek.