ACAYİP YAZILAR
Sosyal medyada Karadeniz Teknik Üniversitesi Mezunları Dayanışma Vakfı Genel Başkanı Nevzat Ergin Kumandaş’ın bir yazısına rastladım.
Fon rezaletine gönderme yaptıktan ve bunun bir çürüme olduğunu vurguladıktan sonra Platon’un “Devlet” kitabındaki bir öyküden söz ediyor.
Haydi çözün bu soruyu dediğim soru şöyle: “Eğer bir insan, yakalanmayacağından ve hiçbir ceza almayacağından tamamen emin olsaydı, yine de adil ve ahlaklı davranmaya devam eder miydi?”
Platon’a bu soruyu sorduran öykü şöyle:
Lidya kralının hizmetindeki Gyges adında bir çoban, dürüst, namuslu, krala bağlı bir olarak tanınmaktadır. Bir deprem sonrasında toprakta açılan bir yarıktan içeri girer.
Yarığın içinde, parmağında altın bir yüzük olan devasa bir ölü beden bulur ve yüzüğü parmağına takar.
Çobanlar toplantısında yüzüğün taşını avucunun içine doğru çevirdiğinde diğerleri tarafından görünmez olduğunu, taşı eski haline getirdiğinde ise tekrar görünür olduğunu fark eder.
Bu gücü, kaba kuvvet ve ceza korkusu olmadan sınırsızca kullanabilen Gyges; saraya girer, kraliçeyi baştan çıkarır, kralı öldürür ve Lidya tahtını ele geçirir.
Platon, “Bu yüzüğü bir adil, bir de adil olmayana versek ikisi de aynı yere gelirdi” der.
Kurallara bağlı olduğumuz için mi ahlaklı davranıyoruz yoksa kuralsız davrandığımız zaman başımıza geleceklerden korktuğumuz için mi?
Eğer hiç ceza korkumuz olmazsa gerçekten dürüst, adil, ahlaklı ve namuslu olabilir miyiz?
Belki “Kişiye göre değişir” diyebiliriz ama bunu yaşamadan kesin bir hüküm vermek mümkün mü?
Örneğin dehşet bir soygun yapan AKP genel başkan yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya (ve tabii pek çokları) dışarıdan bakıldığında dindar, namuslu, ahlaklı gibi görünüyor.
Eğer arkalarında yaptıkları her şeyi görmezden gelecek, destekleyecek ve hatta bundan pay alacak bir güç olmazsa, muhtemelen bu görünüşleri aynen sürerdi.
Oysa arkalarına olağanüstü bir güç alınca, bir anlamda öyküdeki gibi görünmez hale gelince bakın neler yapıyorlar.
Şunu söyleyebilirim: “Önümüze olağanüstü bir güç konduğunda ne yaparız? Böyle bir testten geçmedikçe kendi ahlak ve namusumuzdan bile şüphe etmeliyiz” demek çok da yanlış olmaz.
ÇOK GÜLDÜM
İngiliz nezaketiyle sel haberi
Bu hafta Yıldırım Tuna’dan iki pazar fıkrası geldi.
İstanbul İngiliz konsolosluğunda görevli kıdemli bürokrat, rezidansının çalışma odasında günlük gazetesini okurken yardımcısı aniden “Evin her yerini su basmış” diye içeri dalınca gözlüklerinin üzerinden bakıp, “Şu hareketiniz bir İngiliz’e hiç yakışıyor mu?” diye kızmış, “Bir İngiliz sükunetini her zaman korumalı. Lütfen tekrar dışarı çıkınız ve bize yakışır bir vakarla içeri giriniz.”
Yardımcı eğilerek dışarı çıkıp tekrar içeri girmiş, “Efendim sel baskını. Dere taşmış diyor...”
Beyefendi anında sözünü kesmiş, “Lütfen ama. Vereceğin haberi soğukkanlılıkla zarif bir şekilde iletmelisin.”
Adam dışarı çıkmış, kapıyı vurarak içeri girmiş, “İyi günler diliyorum beyefendi” demiş, bileklerine kadar yükselen suyu ayaklarını sağa sola sallayıp dalgalandırarak, “Kağıthane deresini size takdim etmekten gurur duyuyorum!”
Ekonomi tıkırında
Adam 2 yıl hastanede, komada kaldıktan sonra bir gün, tam yanında çalan cep telefonunun sesi ile uyanmış.
“Ahmet bey?”
“B.. Benim...”
“Efendim, bankamızdaki haftalık pozisyonunuzu iletiyorum, yatırım portföyünüzün toplam değeri 950 milyara ulaştı.”
“Te.. Teşekkür ederim” demiş adam, üzerine bağlı sağındaki solundaki hortumları, kabloları söküp atarak, üzerinde uçuşan hastane pijamasıyla yataktan fırlamış, koşmuş doğru hastane kafeteryasına, kafasını toplamak ve heyecanını bastırmak için hemen bir sade kahve istemiş, “Hemen efendim” demiş bankodaki görevli, “30 milyar lütfen.”
HOŞUMA GİDEN ŞEYLER
Biri trajedi diğeri ise istatistik
Gazeteci yazar Erdem Beliğ Zaman’dan bu pazar için gelen iğnelemeleri sunuyorum:
Peşi sıra patlayan fon vurgunları sonrası Türkiye’de yalnız onlarca kişi tutuklandı… Bu vurgunlardan mağdur olanlarsa on binlerce kişi… İktidar, birkaç kişinin başına geleni trajedi, kalabalığın başına geleni ise istatistik olarak görüyor gibi… Yoksa iktidara geldiği günden itibaren milyonlarca kişinin mağdur olduğunu görüyor; demokrasinin işlemesine izin verir, çoktan çekip giderdi!
***
ABD Başkanı Trump, “İran’ı bu kez yok edeceğini” söyledi! Bu, Trump’ın İran’ı en az ellinci kez yok etme tehdidi oldu! Trump’a göre İran, Menzil’in bitmeyen çorbasına benziyor.
***
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Türkiye’nin sosyal ve ekonomik sorunları çözümsüzlüğe mahkumdur” anlayışının yanlış olduğunu söyledi! Evet, kendileri haklı; çünkü Türkiye’de sadece sosyal ve ekonomik sorunlar değil siyasi, harici, eğitim, çevre… Velhasıl her sorun çözümsüzlüğe mahkum!