Kemal Kılıçdaroğlu SÖZCÜ TV yayınında “Belediye Başkanından para istediğiniz anda o belediye başkanına ‘git rüşvet al’ demektir” ifadesini kullanmıştı.
Ben de NEFES’in dünkü nüshasında çıkan yazımda belediyelerden para toplama meselesine mercek tutup, Kılıçdaroğlu hakkında da belediyelerden para toplattığı iddialarının olduğuna dikkat çekmiştim.
İşte o iddianın kaynağı:

24 Haziran 2021 Perşembe günü yayınlanan Sabah Gazetesi’nin 1. sayfası.
Bugünlerde Kılıçdaroğlu’na sonsuz destek veren Sabah Gazetesi’nden aldığım bu görseldeki yazının okunmaması ihtimaline karşı metni aynen aktarıyorum:
“CHP, buharlaşan 40 milyon skandalıyla çalkalanıyor. İddiaya göre CHP yandaşı bir TV kanalı kurulması için partili belediyelerden 40 milyon lira toplandı. Ancak önemli bir CHP’li isim bu parayı yok etti.”
İç sayfadaki haberde de parayı bugünlerde de Kılıçdaroğlu’na destek veren Erdoğan Toprak’ın topladığı, Maltepe ve Bakırköy Belediye Başkanlarının kendilerinden para toplandığını doğruladığı açık açık anlatılmış.
***
Toprak bu iddiaları “aday gösterilmeyen başkanların iftirası” olarak yorumlamış (Ancak Kılıçdaroğlu’nun bakış açısıyla “Almadım” diyeni değil “verdim” diyeni dikkate almamız gerekiyormuş. Bu nedenle de Toprak’ın bir itirazını Kılıçdaroğlu’na iletmesi gerekiyor.)
Yazımı okuyan ve dönemin tanıkları arasında yer alan bazı isimler mesaj göndermişti. Bazı tanıklarla da bizzat görüştüm. O tanıklara göre de başkanlardan yüklü miktarda para toplanmış. Kılıçdaroğlu TV kurulması işiyle bizzat ilgilenmiş. Hatta RTÜK’teki gelişmeleri dahi takip etmiş. TV projesi fiyaskoyla sonuçlanmış ve toplanan paraların akıbeti de hala tartışma konusu.
Bu iddialardan yola çıkarsak, (ben bu mantığın doğru olduğunu düşünmesem de) Kılıçdaroğlu’nun kendi mantığına göre belediye başkanlarına para getirin diyerek onları rüşvet toplamaya yönlendirdiğini söyleyebiliriz. Üstelik Kılıçdaroğlu o rüşvet paralarıyla bir TV kanalı kurmak istemiş.
***
Kılıçdaroğlu döneminde belediyelerden para topladığına dair bir iddia da İstanbul İl Başkanlığı binasıyla ilgiliydi. İddiaya göre Kılıçdaroğlu İstanbul İl Başkanlığı binası için de para toplatmış.
Bu iddiaya kanıt olarak da Kılıçdaroğlu’nun yanında yer alan Cemal Canpolat’ın İstanbul İl Kongrelerinde yaptığı konuşmalar gösteriliyor.
Canpolat’ın bir konuşmasını bulup izledim.
Gerçekten de şöyle demiş:
“’10 bin dolarlık biletle gece yaptı, paralar nerede’ diyorlar. 10 milyon liraya o dönem bilet bastık ve dağıttık. Bunun 8,5 milyonunu bu belediye başkanları vermedi. Bunlardan bir tanesi de sevgili Ekrem Başkandı. 1,5 milyon borcu var. O biletin parasını vermeyenlerden birisi de o. Öteki belediye başkanlarımız da var. İftira at izi kalsın.”
Eeeee....
Hani Belediye Başkanlarından para istemek ‘gidin rüşvet isteyin’ demekti?
Durum ortada:
Kılıçdaroğlu da geçmişte bugün “rüşvet almak” diye nitelendirdiği eylemi bolca gerçekleştirmiş.
Bakalım daha ne tanıklıklar
gelecek.
NATO önlemleri fazla mı abartılı?
Bugünlerde biz Ankaralıların en önemli gündemi NATO Zirvesi.
Son genişlemeden sonra NATO’nun 32 üyesi oldu. Bu da Ankara’ya onlarca devlet ve hükümet başkanının, yüzlerce bakanın, askeri yetkilinin geleceği anlamına geliyor.
Toplantılar için iki kritik adres var. Biri yeni Savunma Bakanlığı kompleksi, biri de Cumhurbaşkanlığı Sarayı.
Savunma Bakanlığı kompleksinde bulunan Yıldız şeklindeki müstakil binanın toplantıya yetişmesi için yüzlerce işçi haftalardır üç vardiya çalışıyor.
Üç günlük toplantı boyunca kamu çalışanları (temizlik, güvenlik ve sağlık gibi alanlar hariç) idari izinli çalışacak. Heyetlerin kaldığı otellerle toplantıların yapılacağı mekanlar arasındaki yollar kapalı ya da kontrollü açık olacak.
Bu arada iktidarımız NATO ve ABD protesto edilmesin diye Ankara’daki bütün sol gruplara “peşin peşin” operasyon yaptırıyor.
Ankara’da dün 300’e yakın insan “eylem yapma potansiyelleri” düşünülerek gözaltına alındı. Muhtemelen zirve bitene kadar hepsi içeride tutulacak.
Peki bu kadar önlem normal mi?
Daha önce çok sayıda NATO zirvesi izlemiş biri olarak Ankara’nın adeta kapatılmasını abartılı buldum. Ancak NATO zirvelerinin yapıldığı bütün kentlerde olağanüstü önlemler alındığı da bir gerçek. Özellikle gelen heyetlerin güvenliğinin sağlanması açısından hem askeri hem polisiye önlemler had safhaya çıkarılıyor.
Biz gazetecilerin böyle bir lüksü yok ama Ankara’da yaşayan ve o üç boyunca izin yapma şansı olan biri olsaydım zirve günlerinde başka bir kente gitmeyi tercih ederdim.