9 Haziran Salı Günü Silivri’deki İBB Davası duruşmasında sanık Medya AŞ Genel Müdürü Pınar Türker’in yaptığı konuşmayı okudunuz mu?

Ben, yorum yapmak için sadece iki bölümünü aktaracağım ama siz konuşmanın tamamını bulun ve okuyun lütfen.

Pınar Hanım gözaltı günüyle başlamış anlatmaya.

Öncelikle kendisi ve iki kız çocuğuyla yaşadığının altını çizmiş.

Çocuklarının korkudan ağladığını görünce “bir su vereyim” demiş. Arama yapan ekibin amiri “hayır” karşılığını vermiş ve “kimse kımıldamasın, delil karartmayın” yanıtını vermeyi tercih etmiş.

Çocuklar korkup annelerine sarılmak isteyince “Sakın kimse birbirine dokunmasın”, “biz cinayet masadan geliyoruz” diye bağırmış. Kız çocukları avaz avaz ağlamayı sürdürmüş.

***

Sonra Vatan Emniyet’e götürülmüşler. Bodrum katındaki penceresiz pislik içinde bir hücreye konulmuşlar. Pınar Hanım şöyle devam ediyor ifadesine:

“Artık kaçıncı gün bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, ‘arama yapacağız’ dedi. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. ‘Soyun’ dedi. ‘Nasıl yani’ dedim. Eldiven taktı eline.

Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. ‘Üstünü çıkar’ dedi, üstümü çıkardım. Kontrol yaptı, ‘Tamam üstünü giyebilirsin’ dedi. Peki dedim, ‘gidebilir miyim?’

‘Hayır, eşofmanını da indir’ dedi, indirdim.

‘Çamaşırını da’...

‘Nasıl yani?’

‘İndireceksin.’

Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim.

‘Şimdi yere çömel’ dedi.

‘Cinsel organını aç’ dedi. Başını, arkanı dön, eğil filan.

‘Tamam’ dedi.”

***

Oradan cezaevine götürülmüşler. Birgün sonra SEGBİS’le kendisini tutuklatan savcının odasına bağlanmış. Fatoş Hanım devamını şöyle anlatıyor:

“Savcı dedi ki: ‘Ya, Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda. Ben sana ne dedim’ dedi.

‘Savcım, ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız, bir avukatıma sorayım.’

‘Hâlâ avukat diyorsun bana... Sen bu kafayla bir daha çocuklarını asla göremeyeceksin’ dedi.

- ‘Sen bekarsın, değil mi?’ dedi.

- ‘Evet.’

- ‘Velayetleri de sende?’

- ‘Evet’.

- ‘Senin çocukların reşit de değildi, değil mi?’

- ‘Değil’

- ‘Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını... Ya bana gelir konuşursun ya da malını mülkünü de alacağım’ dedi.”

***

Fatoş Hanım ihaleye fesat, irtikap gibi suçlamalarla gözaltına alınıp tutuklanıyor.

Çok merak ediyorum,

- Küçük çocukları ağlatmak, evin orta yerinde polislerin gözü önünde ağlayan çocuğun annesiyle temasını kesmek arama mevzuatının bir parçası mıdır?

- Üç dört gün nezarette tutulmuş rüşvet, irtikap gibi suçlamalar yöneltilen bir kadını polis nezaretindeyken detaylı aramak (aslında adı çıplak arama ama modern görünsün diye detaylı arama deniyor. Amacı uyuşturucu gibi küçük şeyleri vücut çukurlarında aramak) mevzuatımızın neresinde var?

- Savcıların bir zanlıya “çocuklarını sosyal hizmetler alır ya bana gelir konuşursun ya da malını mülkünü de alacağım” deme yöntemi soruşturma mevzuatımızın neresinde yazıyor?

***

Çıplak arama geçmişten bu yana işkence ve kötü muamele sayılıyor.

İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı çıplak aramayı “usulüne uygun” buluyor ama hem bizim mevzuatımız hem uluslararası mevzuat bu arama yöntemini son derece sınırlı durumda yapılmasını öngörüyor.

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Polis Akademisi Eğitim Belgeleri, BM’nin Mandela ve Bangkok Kuralları çıplak aramayı şu kurallara bağlıyor:

  • Arama ve giriş prosedürleri hiçbir şekilde onur kırıcı olmamalıdır.
  • Vücut boşluğu aramaları yalnızca sağlık personeli tarafından ve son çare olarak yapılmalıdır.
  • Mümkün olduğunda tarama cihazları gibi teknik araçlar kullanılmalıdır.
  • Çıplak aramalar ve beden boşluğu aramaları yalnızca zorunlu hallerde uygulanmalıdır.
  • Hamile veya doğum yapmış kadınlar açısından ek hassasiyet gösterilmelidir.

***

Tabanca, bıçak, para, belge, kaşe gibi belli büyüklükteki eşyalar için çıplak aramaya gerek olmayacağı gibi çoğu kez minik poşetlerde saklanan uyuşturucuların bulunması için çıplak aramaya gereksinim duyuluyor. Rüşvet ve irtikapla suçlanan insanların polis nezaretinde çıplak aramaya tabi tutulmasını hangi mevzuatla açıklayabiliriz ki?

Hem arama hem gözaltı hem de sorgulama yöntemleri hükümetimizin usullerine uygun olabilir ama insanlığa pek uygun görünmüyor.

İşkenceye sıfır tolerans jest değil zorunluluktur!