13 Ekim Çarşamba... Dünyanın en iyi futbol takımıyla oynuyor. Xavi, İniesta ve Messi’den sonra Bar
celona tarihinin en iyi ikinci üçlüsü Rodri, Pedri ve Yamal’ın karşısında hem oyun hem skor olarak eziliyor. Arada büyük kalite, klasman ve sıklet farkı var; hadi kabul ettik!
17 Ekim Cumartesi... Türkiye’nin en mütevazı takımlarından biriyle oynuyor. Toplam değeri sadece 30 milyon Euro. En pahalı oyuncusu 5 milyonluk ön libero Rafael Luis. Bu kez acı çekiyor. Arada büyük kalite, klasman ve sıklet farkı var; bunu kabul etmedik!
Maç bittiğinde… Dünyaları kaçıran mütevazı rakibin kadar şut çekebilmişsen, ilk kurtarışını 60. dakikada
yapan kalecinin hatasıyla galibiyet golünü atabilmişsen, savunmada yine tel tel dökülmüşsen, “Kadromuz yeterli” dediğin halde kulübede oturan oyuncuları sahaya sürmekten çekinmişsen, futbolcularını mental olarak hazırlayamamışsan… Şampiyonlar Ligi’nde işe yaramayan 380 milyon Euro’luk kadro boşuna kurulmuş, 135 milyon Euro’luk maaş bütçesinin en az yarısı çöpe atılmış demektir.
Bu Gençlerbirliği’ni böyle yenebiliyorsan, masa başında oturan da kulübede oturan da işini iyi yapmıyor
demektir.
Her toplantıda kürsüde rakamlarla kafa karıştıran, üstelik dünkü maçtan saatler önce bir de VAR açıklaması yapan başkan ve yanındaki şakşakçıları, Gençlerbirliği maçını izlerken utanmış mıdır acaba? Beş sezonda esnaf kafasıyla yaptığınız 55 transferin dörtte üçü fos çıkarsa anca böyle kazanırsınız!
Futbol basit bir oyun. Basketboldaki gibi onlarca hücum ve savunma setine ihtiyacınız yok. Rakibinize ve
elinizdeki malzemeye göre size en uygun dizilişi, oyun anlayışını ve birkaç alternatifi belirler, takımınızı sahaya sürersiniz; gidişata göre de hamlelerinizi yaparsınız. Bunlar için dahi olmaya gerek yok. Ama… Aklıyla yeteneklerini sahada birleştiren her takım, Galatasaray’ı yener!
Gençlerbirliği dün galibiyeti kaçıran taraftı. Galatasaray’ın önünde Lille, Fenerbahçe ve Stuttgart var
şimdi. Acı çekmeye devam!