Devlet Bahçeli’nin “Türkiye, bölgesel güvenlik anlayışına yön veren ilkeleri ortaya koyan, barış ve huzuru merkeze alan bir Ankara Deklarasyonu ilân etmelidir” çağrısını önemsiyorum…
Çünkü Ortadoğu’da artık herkesin silâhı var ama kimsenin ortak bir güvenlik fikri yok…
İsrail güvenliğini sınırlarının çok ötesinde arıyor; İran nüfuz alanlarını korumaya çalışıyor, Arap ülkeleri kendi rejim güvenliklerini önceleyen politikalar izliyor…
ABD, Rusya ve Çin ise bölgeyi küresel rekabetlerinin parçası olarak görüyor…
***
Böyle bir ortamda Türkiye’nin “Benim bölge için önerdiğim düzen budur” diyerek masaya siyasi bir öğreti koyması yanlış değil, tam tersine gereklidir…
Üstelik Türkiye coğrafi konumu, NATO üyeliği, İslam dünyasıyla ilişkileri ve diplomatik tecrübesi nedeniyle böyle bir girişimi başlatabilecek az sayıdaki ülkeden biridir…
Fakat mesele deklârasyonun adı değil, içeriğidir…
Zira “barış” kelimesini herkes sever; asıl anlaşmazlık barışın şartlarında başlar…
***
Oysa Ankara Deklârasyonunun ilk iki maddesi şöyle:
“Barış için İsrail’in çevrelenmesi politikası uygulanmalı; siyasi ve ekonomik baskılar artırılmalı, askeri caydırıcılık mekanizması etkinleştirilmeli…”.
“Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan Mekke Anlaşması genişletilmeli, Kudüs Paktı ve İslâm Barış Gücü’ne dönüştürülmeli…”.
Yani ilk iki maddeyle bildiri, bölgesel barış projesi olmaktan çıkıp, cepheleşme belgesine dönüşüyor…
Oysa Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir cephe kurmak değil
Yeni bir masa kurmaktır… Bu nedenle deklârasyon: ülkelerin toprak bütünlüğünü, egemenliğini, sınırların zor kullanılarak değiştirilmemesini… Terörün hiçbir gerekçeyle desteklenmemesini… Sivillerin korunmasını ve… Uluslararası hukukun herkese eşit uygulanmasını savunmalıdır…
Ve en önemlisi: bu ilkeler dosta başka, rakibe başka uygulanmamalı… Ankara’nın deklârasyonu öfkenin değil, aklın belgesi olmalı… Çünkü bölgenin yeni bir savaş narasına değil…
Üzerinde uzlaşılabilecek yeni bir barış diline ihtiyacı var…
***
Bahçeli’nin önerisinin güçlü yanı Türkiye’ye “tepki gösteren ülke” konumundan “kural öneren ülke” konumuna geçme fırsatı vermesidir…
Zayıf yanı ise bunun çok kolay biçimde sert bir jeopolitik manifestoya dönüşebilme ihtimalidir…
***
Diplomaside büyük devlet olmak, en yüksek sesle konuşmak değil…
Başkalarının da kabul edebileceği cümleyi kurabilmektir...
Ankara Deklârasyonu bunu başarırsa, Türkiye’nin bölgesel ağırlığını artırır…
Başaramazsa tarihe bir siyasi bildiri daha eklenmiş olur…
Sözümün özü canlarım...
Ben bölgesel barışı değil, bölgesel savaşı tahrik ediyor gibi görünen girişteki ilk iki madde hariç, Bahçeli’nin bu fikrine “evet” diyorum...
Çünkü, Ortadoğu’nun ihtiyacı daha büyük ordular değil…
Orduların savaşmasını gereksiz kılacak kadar güçlü bir ortak akıldır…