Eğer silahlar gerçekten susacaksa… Eğer artık genç askerlerimiz tabutlarla evlerine dönmeyecekse…

Eğer dağlarda genç insanlar birbirlerini öldürmeyecekse… Eğer Türkiye enerjisini teröre değil üretime, eğitime, bilime, refaha harcayacaksa… Bundan kim rahatsız olabilir?..

Barış süreçleri dünyanın her yerinde risklidir... Üstelik haklarını teslim edelim ki burada muhalefet değil, bu süreci yürüten AKP ve MHP siyasi risk alıyor...

Çünkü barışı yapmak, bazen savaşı sürdürmekten daha fazla siyasi cesaret gerektirir…

Dolayısıyla Terörsüz Türkiye gerçekten başarıya ulaşırsa bunu kimsenin küçümsememesi gerekir ama…

Madem Türkiye yeni bir sayfa açıyor, neden o sayfayı hep birlikte açmıyoruz?..

***

Devlet, ‘daha fazla insan ölmesin’ diye, elinde silahla yıllarca kendisine karşı savaşmış insanları yeniden topluma kazandırmanın yollarını arıyor…

Neden?.. ‘Toplumsal barış sağlansın’ diye... Peki aynı Devlet; elinde hiç silah taşımamış, kimseyi öldürmemiş, kimsenin burnunu kanatmamış, Devletin malına zarar vermemiş; sadece konuşmuş, yazmış eleştirmiş ama… İftiralar ya da iltisaklandırmalar nedeniyle hayatları altüst olmuş, işlerinden çıkarılmış, mesleklerinden uzaklaştırılmış, aileleriyle birlikte yıllardır ağır sosyal ve ekonomik sonuçlar yaşamış on binlerce insanıyla barışmayı neden istemiyor?..

Bu soruya cevap vermek zorundayız

Elbette suç işlemiş olan varsa hukuk gereğini yapsın… Ama hukukta çok temel bir ilke vardır: Suç şahsidir... Bir insan ancak yaptığı şeyden sorumlu tutulabilir… Varsayımlardan, akrabalıklardan, çevresinden, aidiyetlerden ya da topluca oluşturulmuş kategorilerden değil…

***

Söylediklerini beğenmemiş olabilirsiniz… Size göre haksız olabilirler… Sizin tarzınıza göre ağır konuşmuş sayılabilirler… Ama demokratik devletin büyüklüğü zaten burada ortaya çıkar...

Devlet, kendisini eleştirenin hukukunu koruyabildiği ölçüde hukuk devletidir...

Şimdi vatandaş doğal olarak soruyor:

Bir insan eline silah aldığı halde toplumsal barış adına yeniden topluma kazandırılabiliyorsa…

Elinde yalnızca kalemi bulunan insan neden hapiste?..

***

İşte bu soruya cevap vermek zorundayız… Çünkü adalet yalnızca mahkeme kararlarından ibaret değildir…

Adalet aynı zamanda toplumun vicdanındaki ölçü duygusudur…

Bir ülkede insanlar cezaların ve affın siyasi kimliğe göre dağıtıldığına inanmaya başlarsa, hukuk ve yargı yara alır… O nedenle yapılması gereken, Terörsüz Türkiye sürecini durdurmak değil tam tersine bu süreci büyütmektir…

Sözümün özü canlarım...

Gelin bu süreci, Türkiye’nin gerçek anlamda toplumsal barış projesine dönüştürelim…

Bana göre Türkiye’nin önündeki tarihî fırsat tam olarak budur…

Belki kırk beş yıllık terörü bitirebiliriz ama bununla yetinmeyelim... Yıllardır biriken kırgınlıkları da bitirelim… Devlet vatandaşına, vatandaş devletine yeniden güvenebilsin...

Sağcı solcudan korkmasın… Türk Kürt’ten, Kürt Türk’ten kuşkulanmasın… Dindar laikten, laik dindardan endişe etmesin… Muhalif, iktidarın değişmesinden medet umarak hukuk beklemesin...

İktidar taraftarı da iktidar değişirse kendisine aynı şeylerin yapılacağından korkmasın…

Çünkü hukuk dediğimiz şey tam da bunun için vardır:

Bugünün güçlülerini sınırlamak ve yarının güçsüzlerini korumak için…

***

Yani, sadece silahları susturmayalım… Kırgınlıkları da susturalım… Sadece dağdakileri topluma döndürmeyelim… Devletine küsmüş insanları da devletine yeniden inandıralım...

Çünkü gerçek barış, insanların birbirini sevmesi değildir…

Hatta birbirleriyle aynı fikirde olması hiç değildir...

Gerçek barış, birbirinden hiç hoşlanmayan insanların bile aynı hukukun kendilerini koruyacağından emin olabilmesidir…

Türkiye bunu başarırsa, işte o zaman sadece terörü bitirmiş olmayız...

Yeni bir Türkiye’nin kapısını açmış oluruz…