Gaziantep’te, Manifest grubunun konserini dışarıda mehter marşlarıyla protesto eden, gençlerin ne dinleyeceğine bile karışmak isteyen çağdışı bir öfke…

İçeride ise izdiham pahasına salona doluşan binlerce çağdaş genç

Sanki iki ayrı Türkiye aynı akşam, birbirine farklı pencerelerden bakıyordu…

Bir taraf hayatı yasaklayarak koruyacağını sanıyor… Öteki taraf nefes almak ister gibi müziğe sarılıyor…

Ve ben ister istemez: “Bu ülke gerçekten aynı ülke mi?” diye düşünüyorum...

***

Ekranlara baktığımda “siyaset” adına gördüğüm o ağır çürüme hissi beni yoruyor…

Siyasetçiler kürsülere çıkıyor ve birbirlerine: “hırsız”, “rüşvetçi”, “yağmacı”, “yalancı”, sahtekar” diye bağırıyorlar…

Sesler yükseliyor, yüzler geriliyor ancak; iki tarafın kalabalıkları da bu kabalıkları alkışlıyor…

Sonra herkes kendi mahallesine dönüp kendi yalanına sarılıyor…

İçimi kemiren soru...

Kim doğru söylüyor?” sorusu içimi kemiriyor… Eğer iki taraf da doğru söylüyorsa, vay halimize…

Demek ki “Devlet” dediğimiz yapı, çürümüş bir apartman gibi içten içe kokuyor…

Demek ki bu toplum, dürüstlüğü çoktan kaybetmiş…

Demek ki çocuklarımızın büyüdüğü düzen, kirin normalleştiği bir düzen olmuş…

***

Ama ya iki taraf da yalan söylüyorsa?.. İşte o zaman daha büyük bir felaketin içindeyiz...

Çünkü hakikatin öldüğü toplumlarda artık hiçbir kavramın anlamı kalmaz

“Adalet” slogan, “ahlak” dekor oluyor… “Vatan” kelimesi bile bir reklam cümlesine dönüşüyor…

Ve insan bir süre sonra kendini kirlenmiş hissediyor...

Zira sürekli öfke dinlemek, ruhu çürütüyor…

Sürekli nefret izlemek insanın içindeki merhameti azaltıyor...

Her gün hakaret duymak, hakaretin normalimiz olduğuna inandırıyor…

Birbirimizi yeniden duyabilmek

Oysa ben bu ülkenin başka bir yüzünü de biliyorum…

Konser çıkışında arkadaşına sarılan genci

Çocuğuna simit alan babayı…

Üniversite kazanıp ailesine ağlayarak telefon eden kızı…

Mahallede sokak hayvanlarına su bırakan yaşlı teyzeyi…

Bir depremde birbirini hiç tanımadan enkaza koşan insanları…

***

Yani canlarım, bu ülke sadece siyasetçilerin bağırdığı bir ülke değil…

Bu ülke hâlâ birbirine iyi gelmeye çalışan insanların ülkesi…

Belki de bu yüzden bugün siyaset yazmak istemiyorum.

Çünkü bazen insanın aklını koruyabilmesi için gürültüden uzaklaşması gerekiyor…

Bir süre ekranlardan, sloganlardan, parti kavgalarından kaçması gerekiyor…

Bir ağacın altında oturup sadece insan olmayı hatırlaması gerekiyor…

Ve sonra da en büyük ihtiyaçlarımızdan birinin birbirimizi yenmek değil…

Birbirimizi yeniden duyabilmek olduğunu haykırmak istiyorum…