Türkiye ekonomisi çığlık çığlığa… Bu çığlık muhalefetten gelmiyor… Sosyal medyadan ve sokaktan da gelmiyor… Bu çığlık doğrudan:

Üretimden, yani sanayiden, sanayici iş insanından geliyor…

***

“Reel sektörde maliyet baskısının arttığı, küresel rekabetin sertleştiği, finansman koşullarının zorlaştığı bir dönemde verimlilik artışı artık bir zorunluluk” diyerek ekonomi yönetimini uyaran TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren; ekonomi politikalarda öngörülebilirlik, yapısal dönüşüm ve rekabetçilik vurgusu yaptıktan sonra, Türkiye’nin doğru adımlarla küresel belirsizliklerden pozitif ayrışabileceğini belirtiyor...

İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan: “Bu yükü taşıyacak ne kan kaldı ne can” diyerek içinde bulundukları durumun vahametini anlatıyor…

Ve Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe, “savaş ortamında ekonomi politikaları güncellenmeli” çağrısında bulunuyor…

Bu uyarıları hatırlatarak ekonomi yönetimine şu soruyu soruyorum:

Sanayici böyle konuşuyorsa, ekonominin gerçekte ne durumda olduğunun farkında mısınız?..

Belirsizlik ve korku...

Canlarım, sanayici kolay kolay “pes ettik” demez çünkü onun doğası mücadeledir...

Ama bugün, önüne çekilmiş duvarları aşamıyor…

Faiz duvarı yüksek… Haliyle kredi (Para) çok pahalı… O çok pahalı paraya erişim de çok zor…

Enerji pahalı, işçilik maliyeti artıyor, hammadde dövize bağlı; yani maliyetler giderek daha da yükseliyor…

İç piyasa zayıf, dış pazar savaş nedeniyle daralıyor… Yani, üreten kazanamıyor…

***

Ortadoğu’daki savaş sadece bombalarla ilgili değil ki canlarım...

Bu savaş: Petrol fiyatını artırıyor, nakliyeyi pahalılaştırıyor, belirsizliği büyütüyor ve en tehlikelisi:

Yatırım iştahını öldürüyor…

Oysa bugün Türkiye ekonomisinin en büyük ihtiyacı:

Finansman, yatırım ve üretim ama ortam:

Belirsizlik ve korku…

Uygulanan modelin temel mantığı

Sanayicinin “artık dayanamıyorum” çığlığını kısaca tercüme edeyim:

Fabrikalar yavaşlayacak… Üretim düşecek… İşsizlik artacak… İhracatın gerileyecek ve eş zamanlı olarak da: Dezenflasyon süreci yeniden enflasyon sürecine dönüşecek…

Çünkü bir ekonomide üretim azalırsa: Fiyatlar yükselir...

Ne demek istediğimi bu köşede uzun zamandır anlatmaya çalışıyorum ama…

Ya sesim duyulmuyor ya da birileri sanayicinin durumuna duyarsız kalmayı tercih ediyor…

Enflasyonu düşürmek yerine (Kamunun ürettiği mal ve hizmeti pahalılaştırarak) besliyor...

Uygulanan modelin temel mantığı şu: Faizi artır, talebi düşür, enflasyonu kontrol et

***

Oysa Türkiye sadece tüketim değil, bir o kadar da üretim ekonomisi

Eğer sen üretimi de baskılarsan, bu artık “ekonomi politikası” değil, “çıksın canın” politikası olur...

Pek çoğunuz, “tamam arkadaş tamam, bunları herkes biliyor sen çözümü söyle” derseniz…

Yerim bitti, çarşamba günü buyurun gelin anlatayım…