Aysun Kayacı bir döneme “Dağdaki çobanın oyu ile benimki bir mi?” cümlesiyle damgasını vurdu. O zamanın Türkiye’sinin NTV’sinde Çiğdem Anat, Müjde Ar ve Aysun Kayacı’nın birlikte yaptığı bir program vardı. Üç bambaşka ekolden kadın, konuklar alırlar, bu konuklarla oldukça renkli sohbetler ederlerdi. Espriler tespitlere karışır, izleyiciyi ekrana kilitlerlerdi. Tahmin edeceğiniz gibi böyle bir program da bugün yapılamaz. Bu efsane cümleyi de Aysun Kayacı, o programda etmişti. O zamanın Zeitgeist’ı başkaydı, Kayacı, kurduğu bu cümle ile kibirli seküler Türk prototipinin vücuda gelmiş hali ilan edildi. Epey taşlandı. Sonra bir dönem geldi, “Haklıymış” dendi hicvi yapıldı. Kendine göre yaptığı basit bir tespitle on yıllarca tartışılan birisi olmak da Kayacı’ya nasip oldu.

***

AKP iktidarının ilk yıllarında seküler muhalif Türkler, koşa koşa AKP’ye oy veren halkı, olayları tam kavrayamamakla suçluyor, duygusal oy verdiği tespitini yapıyor, bu oy verme davranışının acısını da bütün Türkiye’nin çektiğini savunuyordu. Muhalifler o dönemde azınlıktaydı, iktidar da gençliğin ve dünyada eriştiği popülerliğin gazıyla seküler muhaliflerin bu hallerine gülüyordu.

***

Çeyrek asır çok uzun bir zaman dilimi, yormadığı iktidar, bitiremediği siyaset olmayabilir. Şimdi işler tersine döndü. Çoğunluk başka bir şey denemek istiyor. “Bir oy hakkım var, onu da gönlümce kullanacağım, varsın olsun gerekirse macera arayacağım, var mı…” diyor. İktidardan kırmızı kartı yiyor. İktidar “Sen devletin ali menfaatini benim kadar bilemezsin. Dur bakalım orada!” diyor. İktidarın kurduğu şöyle bir anlatı var: Çok büyük bir dönüşümün eşiğindeyiz, dünya değişirken Türkiye kendisine yeni ve güçlü bir yer edinmek zorunda. Biz bu işe başladık. Daha yapılması gerekenler var. Şu anda iktidar değişemez, artık böyle devam etmesi gerekir. Bizi meşgul etmeyin...

İlk iktidar değişimi emaresinde de sertleşerek katılaşarak tepki veriyor.

***

Mesele “İktidarın değişmesi herkesin aleyhine” anlatısına insanları ne kadar ikna edip edemeyeceği. 2023 seçimleri de bu anlatı ile kazanıldı. Millet bu anlatıdan yoruldukça iktidar ne kadar katılaşacak onu yaşayıp göreceğiz.

***

Aşağı yukarı her beş senede bir geriye dönüp, yaptığımız yayınlara, haberlere bakıp, “O zamanlar ne kadar özgürmüşüz” diyorum. Üçer beşer senelik periyotlarla yaptığımız işin koşulları kötüleşiyor. Konvansiyonel medya aracılığı ile halkın ulaşabileceği haber niteliği kısıtlı. Sosyal medyada da daha önce görülmemiş bir hesap kapatma kampanyasına tanık oluyoruz.

En son, cuma günü “Bir bakan istifa edecek” yazan Ali Tarakçı’nın hesabı kapatıldı. Tarakçı gözaltına da alındı. Tarakçı’nın yazdığı iddia yanlış çıkmış olabilir ancak her öngörüsü yanlış çıkanı hapse atarak bir yere varamayız. Tarakçı’nın paylaşımını hepi topu kaç bin kişi görmüş ciddiye almış olabilir ki, bir toplumsal huzursuzluğa tedirginliğe yol açmış olsun.

***

İfade özgürlüğü ve internet üzerine çalışan hukukçu Yaman Akdeniz’in de hesabı kapatıldı. Siyaset yorumcusu Yavuz Değirmenci’nin hesabı kapatıldı. Değirmenci başka bir hesap açtı. O da kapatıldı. Sistem bazılarımızı dijital ölüme mahkum etmeye ant içmiş durumda. Gazeteci Canan Kaya, eski TMSF üyesi Abdullah Güzeldülger’in de hesapları kapatılanlar arasında. Ne Güzeldülger ne de Kaya, kimseye hakaret etmeyen, grotesk iddialarla karşımıza gelmeyen, genelde tespit ve bilgi paylaşan isimler.

Güzeldülger gibi Akdeniz gibi uzman isimlerin dijital ölüme mahkum edilmesi kamunun haber alma hakkında da bir müdahaledir.

Diyorum ya, beş senede bir geriye bakıp, “O zaman ne kadar özgürmüşüz” diyorum. Beş sene sonrasını tahayyül etmek dahi istemiyorum.