Haftaya Cansu Çamlıbel’in Bülent Kuşoğlu röportajı ile başlamak çok iyi oldu. Kuşoğlu’nun anlattıklarıyla kafamda pek çok şey yerli yerine oturdu.

Kuşoğlu, Etyen Mahçupyan’a referans vermiş. Recep Tayyip Erdoğan’ı da dönüştürmüş bir tür devlet aklından söz ediyor. Etyen Mahçupyan 15 Temmuz sonrası yaşananları bu çerçeveden analiz eden bir isim. Bu dönemi bir tür Neo İttihatçılık olarak okuyor.

***

Mahçupyan’a göre İttihat ve Terakki’nin 1908 sonrası “devleti kurtarma” adına geliştirdiği o sert merkezileşme, farklılıkları törpüleme ve “tek bir hakikat” yaratma arzusu bugün geri döndü.

Kuşoğlu da röportajında bu yeniden kuruluş meselesine referans vermiş. “Dünyada da güvenlikçi kaygılar ön plana çıktı. Kimsenin demokrasi falan taktığı yok. Ne yapalım!” demeye getirmiş.

***

Mahçupyan’ın “Neo-İttihatçılık” tanımı, Türkiye’nin modernleşme tarihindeki iki uç kutbun, yani seküler-modernist devlet aklı ile muhafazakar-İslamcı toplumsal tabanın, devletin bekası ve monolitik bir toplum tasavvuru etrafında stratejik bir ittifak kurmasını merkeze alıyor. Bu analiz, İttihat ve Terakki’nin “devleti kurtarma” adına geliştirdiği merkeziyetçi, dışlayıcı ve toplumsal mühendisliğe dayalı o kadim refleksi; bugünkü iktidarın yerli ve milli retoriğiyle sentezlenmiş otoriter pratiklerinde yeniden üretiyor. Dolayısıyla Neo-İttihatçılık, İslami bir geri dönüşten ziyade, muhafazakar bir tabanın devletin geleneksel seküler-milliyetçi istihbarat, bürokrasi aygıtlarını geçirerek, bu aygıtları kendi “yeni toplum” vizyonunu inşa etmek amacıyla araçsallaştırdığı, kural odaklı değil lider odaklı yeni bir devlet aklını temsil ediyor.

***

Bülent Kuşoğlu da “Devletin tepesinde bir bildikleri var ki karar verilmiş. Burada CHP’ye de düşen görev var” diyor. Bülent Kuşoğlu millete rağmen tüm bunların olmaması gerektiğini de söylediğine göre herhalde CHP’ye bu süreçte düşen rolün bu sistemi halka kabul ettirmek olduğunu anlıyor olmalı.

Yaşanan 20 küsur yılda Erdoğan’ın dönüştüğü anlatısına katılıyorum. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile beraber ülkeyi seçilmiş siyasetçilerin değil de atanmış bürokratların yönettiği de bir gerçek. Bir tür bürokratik oligarşiden bahsetmek en gerçekçisi.

Buradan bakınca Özgür Özel’in eczacı, Ekrem İmamoğlu’nun köfteci diye küçümsendiği siyaset daha da yerli yerine oturuyor. Bu siyaset “Siz kimsiniz ey esnaf, ey çiftçi ey işçi! Devleti devletli yönetir, devleti seçkin yönetir… Oturun oturduğunuz yerde” diyor. Eczacı-köfteci siyasetine karşı da bir bürokrat olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nu koyuyor. Düz halka karşı memur hamlesi son derece sembolik.

***

Türk halkı aşkın devlet anlatısını, bir tür her şeyin üstünde gelenekten beslenen devlet aklı fikrini sever. Ancak unutmayalım İttihatçılık, İkinci Meşrutiyet döneminde özgürlük vaadiyle başlayıp, hızla dışlayıcı ve baskıcı bir yapıya dönüşmüştü. Tüm muhalefeti “dış düşman” veya “iç ihanet” olarak kodlayan, itiraz istemeyen bir yapı ile biz düz vatandaşlar karşı karşıyayız. Ve artık düz vatandaşı kollayacak ne bir kurum ne de bir siyaset barınamıyor.