Ardahan Valisi Mehmet Fatih Çiçekli’nin yol bisikleti kullanması, sosyal medyaya sportif videolar yüklemesi ve kentte bisiklet festivali düzenlemesi bugüne kadar kimseyi rahatsız etmiyordu. Ne zaman ki CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp, Meclis kürsüsünden “Böyle taytlı vali olur mu?” diyerek durumu gündeme getirdi, tartışmanın rengi değişti. Önce Alp’in siyasi cephesini öğrendik, ardından bu çıkışın arkasındaki yerel rekabet dinamiklerini irdeledik. Yerel gruplarda, Karslı siyasetçilerin Ardahan’ın bu müthiş turizm atağından ve valinin popülaritesinden rahatsız olduğu için bu hamlenin yapıldığı konuşuldu. Hükümete yakın hesaplar ise valinin makama eşofmanla gelmesini gündeme taşıyıp ‘sorun tayt değil, vali ağırlığı’ tezini işlemeye başladı.
***
Aslında bu tartışmanın derinlerinde yatan şey, bizim devleti zihnimizde nereye konumlandırdığımız ve ondan ne beklediğimiz. Sağda da solda da bu refleksin kökleri var; kimi zaman eski Türk törelerine kimi zaman kadim Anadolu geleneklerine bağlanıyor. Devlete yarı kutsiyet atfetmeyi sevenlerimiz, onun temsilcilerini her şeyin üstünde, hatadan ve insani hallerden münezzeh görmek istiyor. Çatık kaşlı, çoğu zaman merhametsiz, genelde insani özellik taşımayan, seven ama severken döven bir devlet figürünü bilinçaltımıza kazıdık. Mülki idari amirler özellikle merkezden uzak kentler için hayati figürlerdir; vizyoner bir idareci şehri vezir de eder, vizyonsuzluk rezil de.
***
Yahu kardeşim, devlet asık suratlı, sert ve korkunç bir şey olmak zorunda mı? Devlet güler yüzlü, aktif, sportif, daha ‘bizden’, bize yakın ve neşeli olamaz mı? Bir valinin bisiklete binmesinin, spor yapmasının, halkın içine eşofmanla karışmasının devletin kibrine ve ciddiyetine ne ziyanı var? Tam aksine, mermer koridorlara hapsolmuş, halkına yukarıdan bakan o arkaik devlet modelini kırmak için bu adımlar birer fırsattır. Biz devletin sırtındaki o korkutucu ve kalın kaşlı zırhı indirmeden, bireyin özgürleşmesini de yerel kalkınmayı da konuşamayız. Tayt giyen bir vali bu ülkeyi batırmaz ama devleti insanlaştırdığı için belki de çok şey kazandırır.
***
Hadi diyelim benim gibi insanların bakış açısını fazla liboş, gereksiz minnoş buldunuz. Alın size Osmanlı İmparatorluğu’ndan örnek. 16. yüzyıl bürokratı ve tarihçisi Celalzade Mustafa Çelebi’nin eserlerinde anlatıyor. Kanuni Sultan Süleyman döneminde, yerelde halkın nabzını tutmak için yöneticiler, halktan biri gibi giyinerek çarşıda pazarda geziyor. Dümdüz vatandaş gibi milletin derdini dinliyor. Yani bir nevi katılımcı gözlemci olarak toplumsal gözlem yapıyordu.
Vatandaşla göz hizasına gelen, gülümseyen devlet fikrinden bu kadar korkmamak lazım.