Tarih fetişizmini sevmiyorum. Tarihteki örneklere bakıp günümüzü her zaman anlayabileceğimiz konusunda da tereddütlerim var. Bazen kafamı açsın diye hobi niyetine tarihi metinlere bakıyorum.
Elime Thukididis’in Peloponnez Savaşları Tarihi kitabı geçti. Okurken ister istemez bugünle bağ kurdum.MÖ 416 yılında, Peloponnez Savaşı tüm hızıyla sürerken Atina, tarafsız bir ada devleti olan Milos’a bir elçi heyeti gönderiyor. Milos’un kendisine bağlanmasını vergi ödemesini istiyor. Milos’lular karşı çıkıyorlar, hak var adalet var olur mu öyle şey diyorlar. Bu arada da Spartalıların kendilerine desteğe geleceğini bekliyorlar. Atina cevaben diyor ki, hak ve adalet ancak iki tarafın gücü eşit olduğunda tartışılabilir.
***
Atina kendi halinde kent devleti Milos’u kafaya takıyor. Bunu ibreti alem olsun, diğer şehir devletleri de başlarına gelebilecekleri görsünler diye yapıyor. Eserden tarihe kalan o alıntı: “The strong do what they can and the weak suffer what they must.” Türkçesi, Güçlü ne isterse yapacak, zayıf katlanacak…
***
Milos boyun eğmeyince Atina Milos’u dümdüz ediyor Tüm erkekler öldürülüyor, kadın ve çocuklar köle yapılıyor. En başında bu savaşı kazanabileceklerini düşünüp Atina’ya kafa tutan Miloslular için Atinalılar savaşın sonunda şunu derler: “Umut, tehlike anında insanı teselli eden pahalı bir lükstür.” Tüm bunları okurken aklıma Türkiye siyaseti geldi. CHP’yi Miloslulara benzettim. Spartalıları da muhalefetin geri kalanına. Atina’nın da bu denklemde iktidar olduğu malum. CHP’nin içinden geçtiği süreç adil değil. CHP’nin tabi tutulduğu standartlara iktidar tabi tutulmuyor. Aynı iş adamının CHP’li belediyelere açıktan para vermesi suç muamelesi görürken, benzer ilişkilere iktidar medyası ya da belediyeleri ile girmiş olmasına sorun gözüyle bakılmıyor. Ortada bana sevap olan sana günah durumu var.
***
Fakat, şu anda Türkiye siyasetinin gerçeği bu. Seçmen CHP’den kendisi açısından cendere olan bu durumdan çıkış haritası bekliyor. CHP çıkış haritası olarak göğüs göğüse savaşı seçti. Ne yazık ki iktidarın elindeki silahlardan CHP’de yok. CHP yoklukla kazandığı bir zafere ulaşabileceğine inanıyor. Ancak inanmak zafer kazanmak için yeterli olmayabilir. Olasılıkların hesap edilmesi ve kapasitenin gerçekçi biçimde belirlenmesi siyasi stratejinin olmazsa olmazlarıdır CHP’nin. Kapasitesini aşan her kavga, sadece o günün kaybedilmesi değil, asıl büyük hesaplaşma günü geldiğinde eldeki cephanenin çoktan buharlaşmış olması demek. Dolayısıyla, kazanılamayacak kavgadan çekilmek bir yenilgi değil; aksine, siyasi sermayeyi doğru zamanda ve doğru yerde kullanmak üzere yapılan bir stratejik konsolidasyondur. Kimseye ümitsizlik aşılamak gibi bir derdim yok. CHP’ye kendimde had bildirecek yol göstermeye soyunacak da değilim. Sadece bir de Machiavelli’nin Prensinden bir alıntıyla bitirmek istiyorum. Machiavelli’ye göre, bir lider aslan kadar güçlü, tilki kadar kurnaz olmalıdır. Tilkilik, tuzağı yani kaybedilecek kavgayı önceden görüp oradan uzaklaşma becerisidir.