Sabah kalktım, iki odalı sarayımın penceresinden baktım. Memleketin hali duman... Ama benim onu görecek mecalim kalmadı. Öyle uluslararası zirveler, küresel organizasyonlar filan da tertiplemedim. Ama yine de şu iki odalı mütevazı saraycığı ayakta tutma mücadelesi beni yedi bitirdi.

Soğanın 75 lira olduğu memlekette bir sarayı ayakta tutmanın ne kadar zor iş olduğunu düşünün. Ben şu saraycığın elektrik, su, telefon, dijital abonelikler, aidatlar diye uzayıp giden faturalar zincirinin içinden çıkamıyorum.

Bizim saraycık bu ay batmaz, paçayı yırtarsa gelecek ay kurtuluşu yok, batacak. Kabine toplantılarında bakanlarıma o kadar talimat veriyorum. “Ayağınızı denk alın yoksa görevden affınızı istersiniz” diye tehdit de ediyorum. Ama ne söylesem nafile, başa çıkamıyorum.

Hayır, milli eğitim bakanıma ne söylesem de söz dinletemedim. Çocuk hâlâ özel okula gidiyor. “Mis gibi yerli ve milli okulların birine kayıt yaptıralım, varsın biraz dindar ve kindar olsun” dedim, derdimi anlatamadım… O okul taksitleri bütçeyi tarumar etti. Geçenlerde maliye bakanıma sıkı sıkıya tembihledim, ama bak cari açık yine kontrolden çıkmış. Şimdi mecburen kredili hesaplar devreye girecek, ödemeler dengesi yine altüst olacak. Ağır faizlere çoktan razıyız. Ama artık kredi notumuz ona da el vermiyor. Asgari ödemeleri sürdürebildiğimiz sürece moratoryum ilan etmemize gerek yok. Fakat işte o asgari ödemeler, o faiz ödemeleri her şeyi yutuyor. Geriye de pek bir şey kalmıyor.

Haliyle bizim sarayın petrolü yok. Benzinde dışa bağımlıyım. Bakanım eşel mobil sistemini devreye alsa da depo artık 3.250 liraya doluyor. Dert yani, daha bunun kaskosu, trafik sigortası, bakım masrafları var. Ulaştırma bakanlığını komple ortadan kaldırmak belki de en iyi fikir olur. Bu kabine toplantısında onun da görevden affını istemek lazım….

Zaten bizimkilerin gözünün yaşına bakmayıp turizm bakanının görevden affını istedim. İstifası cebimde duruyor. Yoksa o her şey dahil oteller, şu iki odalı sarayı batıracaktı. “Bu yaz evde mi oturacağız? Bari birkaç günlüğüne bir yerlere kaçsak” filan deseler de kulaklarımı tıkayacağım.

Yani itibarı da bir kenara bırakıp sarayımın kapılarını IMF’ye açabilirim. Ancak şu benim sümen altı hesaplarımı görünce babam ne yapar bilmiyorum. Öyle yerli ve milli bir acı reçete ile elinden kurtulabileceğimi sanmıyorum. Ağır bir itirafname ile “Batırdım her şeyi” diyebilirim. Ama o zaman da itibarı sıfırlamam gerekiyor. Şunca yıl “İtibardan tasarruf olmaz” diye yol aldıktan sonra bu hallere düşmek ağır geliyor.

CeHaPe BATIRDI

CeHaPe’nin şu memleketi düşürdüğü hale bakar mısın? Daha düne kadar bu ülkenin sarayları, saraycıkları gül gibi geçinip gidiyordu. Pazara gitmekle filan uğraşmazdık. Öyle indirim kovalamak, kampanya takip etmek, taneyle almak saray erbabına yakışır mıydı? Markette etiketin fiyatına bakmadan alışveriş yapardık.

23 yıllık CeHaPe iktidarları ülkeyi kuru soğana muhtaç hale getirdi.

Allah bin odalı sarayı olanlara sabır versin. Bu devirde saray yönetmek kolay mı? Düşüncesi bile insanı dehşete düşüyor. Hele öyle dillere destan küresel organizasyonlar, efsane zirveler filan, vallahi her babayiğidin harcı değil bu işler…

Bu CeHaPe zihniyeti memleketi batırdı…