Her şeyin bir vakti saati vardır. Tam o an, tam orada gelir kapına dayanır. Hızır Aleyhisselam sanırsın, nasıl da oradaydı bilemezsin, şaşırır kalırsın.
“Hemen şimdi olmalı, yoksa bir daha asla” dediklerin karşına öylece çıkmaz... Sen geciktiğini düşünür, kıvranıp durursun ama olmaz... Çünkü henüz vakti saati gelmemiştir. Mesela 20’li yaşlarında arkana bakıp geçip giden koca bir ömür göremezsin, o yaşlarda gözlerin ufka takılıp kalır. Saçların dalga dalga rüzgarda savrulurken, akıp giden günleri bilemezsin. Hazan mevsiminden de anlayamazsın...
30’una basmadan bir öğleden sonra ceketini omzuna vurur, bütün patronları, işleri, iş yerlerini arkanda bırakıp yürür gidersin. Belki bir de sigara yakar, “Eyvallah” dersin... Arkana bakmadan çekip gitmenin de bir vakti vardır.
Çocuklarını kucağına aldığında ilk önce kavrayacak minicik, yumuk yumuk bir elden başka bir şey görmezsin. Ona işaret parmağını uzatırsın, yıllarca ona tutunup yanında yürür. Gözlerinde şaşkınlık ve meraktan başka bir şey yoktur. Ama 20’sine bastıklarında, o gözlere tekrar baktığında, dalga dalga akıp giden coşkulu nehirler görürsün.
Gençliğinde “Dünyanın bin bir türlü hali var” ne demek, bilemezsin. Onu öğrenmek için 50’nin kapılarını aralamış olman gerekir.
60’lı yaşlarına merdiven dayadığında sen istemesen de döner arkana bakarsın... Adeta resmigeçit yapar gibi atlattığın badireleri, üstesinden geldiklerini, altında kaldıklarını, seni senden alanları, sana yar olmayanları görürsün. Ağır ağır, iki hiçlik arasındaki bir benlikten başka bir şey olmadığını hissedersin.
Dünyanın düzeni budur... Öyle insanların icat ettiği yasalardan da değildir. O kendi zamanında yol alır. Bazen hafifçe duyarsın o saatin tik taklarını… Tıpkı arkandan gelen ayak sesleri gibi...
Anı, zamanı sayar; tik tak... tik tok... Toprak olsan da bu kural değişmez. Zamanında kabarırsın. Tohumlar toprağa tam vaktinde düşer...
Sonsuz bir döngü gibi gördüğün ırmakların da vakti vardır. Köpük köpük akarlar bazen, sonra durulur, bulanır, kalakalırlar öylece... Nefes alıp verdiğini bile anlamazsın. Ardından bir anda tepelerden aşağı bırakır kendini... Sonra bir bakmışsın su gitmiş, yatağı kalmış...
İNTİKAM BİLE BEKLER
Hırsızın, arsızın da bir vakti saati vardır. O da her vakit orada değildir. Devran dönmeden önce, “Fırsatını bulmuşken” der...
İntikam bile pusuya yatıp bekler, tam vaktinde çöker boğazına… Ne önce ne sonra, tam zamanında...
Bir de öfkesi vardır insanın, bir süre başı önde yürür, ardından dişlerini, sonra yumruklarını sıkar taş gibi olur, yanındakine omuz verir. Gelen, gelebilecek her türlü musibete meydan okur.
Vakti gelmeden açan çiçekler de bu dünyanındır. Ama bir filizkıran fırtınası alır götürür onları... Hele söz konusu insan olunca vaktini, zamanını bilmek, anlamak çok zor olur. Günün birinde zamansız yollara döküldüğü için öfkeli insan selleri menzilini bulamaz, kırılır... Bazen sen hazır değilsindir, on binler bir parkı savunmak için yola çıkıp dünyayı değiştirmeye soyunur. Ansızın, gelip kapına dayanırlar.
Vakti gelir yargılanırsın, zamanı gelir yargılar, hüküm verirsin. Her şeyin bir vakti saati vardır...