Maden işçileri Ankara’ya girmeye kalkınca karşılarında çevik kuvveti buldu. Sen misin hak aramaya cüret eden... Tartaklandılar, biber gazı yediler, gözaltına alındılar. Oysa, işçiler sadece ödenmeyen maaşlarını, verilmeyen tazminatlarını istiyordu.

Doruk Madencilik işçileri seslerini duyuramayınca bir hafta önce Başkent’e doğru yürüyüşe geçti. Dağı bayırı aşıp Ankara’ya ulaştı. Ama kente girmelerine izin verilmedi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na gidip bakana dertlerini anlatacaklardı. Bakan Bey lütfedip onlarla görüşmedi. Açlık grevi başlatan 110 madenci gece yarısı apar topar gözaltına alındı.

İşçilerin söyleyecek bir çift sözü vardı ve Bakan Bey’in onları dinleyeceğini düşünüyorlardı. Ne de olsa 180 kilometre yürümüşlerdi. Ama bırakın bakanları, emniyet müdürü bile onları dinlemek istemedi. Meclis’e gitmeye kalksalar da ortaya farklı bir manzara çıkmazdı. “Vay sen misin Meclis’e yürümeye cesaret eden” diye yine çevik kuvvet üzerlerine çullanırdı.

Madenciler alın terinin karşılığını istiyor. Bunun için coplanıyor, yerlerde sürükleniyor. Biber gazı yiyor. Ama dertlerini anlatacak kimseyi bulamıyorlar. Peki, Meclisimiz, bakanlarımız vatandaşı dinlemeyecekse kimi dinleyecek?

Bugüne kadar kim derdini anlatmaya Ankara’ya gittiyse aynı akıbeti yaşadı. Bakanlıklara birkaç yüz metre kala kuşatıldı, coplandı, gaz yedi, gözaltına alındı. Yani Ankara’nın maaşını isteyen işçiye biber gazından başka verecek bir şeyi yok mu? O zaman bu bakanlıklar kimin? Bizim derdimizi çözmeyen bakan, kimin derdine derman arıyor?

Öyle ya, bizim bakanlarımız çalışanın derdiyle ilgilenmez. Onlar ihalelere, patronlara, teşviklere bakar. Öyle yoğundurlar ki, başlarını kaşıyacak vakitleri de yoktur.

MADENCİ FOBİSİ

Bu iktidarın büyük bir madenci fobisi var. Onlar ne zaman sokağa çıkmaya kalksa en sert müdahaleyle karşılaşıyor. Polis copları fazla mesai yapıyor, biber gazı esirgenmiyor.

Pandemide tazminatları için Ankara’ya yürümek isteyen madencilere Ermenek’te jandarma, biber gazlı karşılama hazırlamıştı.

İki yıl önce Fernas işçileri Soma’dan yürüyüşe geçtiğinde aynı tabloyla karşılaştı. Biber gazları sıkıldı, coplar çalıştı, işçiler gözaltına alındı. Onlar da tazminatları için yürüyordu.

İliç’teki faciadan sonra da polis protestolara yine aynı öfkeyle müdahale etti. Son olarak Doruk Madencilik işçilerinin başlarına gelmeyen kalmadı.

Belli ki AKP’nin fıtratında madenciye dayak var.

Hatırlarsınız, tam 12 yıl önce, Soma’daki maden faciasında 301 madenci göçük altında kaldı. Faciadan sonra Soma’ya giden Başbakanlık konvoyundaki araçlardan birine tekme atıldı. Hemen özel harekat polisleri devreye girdi. Madenciyi yere yatırdılar. Özel Kalem Müdür Yardımcısı Yusuf Yerkel de oradaydı, arabasına binmeden önce öfkesini yerde yatan madenciden çıkardı. İşçiyi tekmeledi, Ankara’ya dönünce “Ayağım incindi” diye rapor aldı. Yerkel’in kariyer yolculuğu işte o tekmeyle başladı. Şimdi, Frankfurt’a “Ticaret Ataşesi” olarak görev yapıyor. Yani, iktidar, “Hak arayan sopayı yer, madenciye tekmeyi basan terfi eder” diyordu.