Yaklaşık üç yıldır devam eden kemer sıkma programında yolun sonu göründü. Halkın iliğini kemiğini kurutan bu politika resmen iflas etti.

Enflasyon yoldan çıkınca yıl sonu tahminini yüzde 21’e yükselten Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, “Paniğe kapılmaya gerek yok” diyor. Oysa bu hedef tutsa bile ortada ciddi bir sorun olduğunu kabul etmenin vakti geldi de geçti. Çünkü enflasyon zirveye yerleşti ve inmiyor. İşe bu acı gerçeği kabul ederek, başlarsak sorunları çözmemiz daha kolay olur.

Ekonomi yönetimi ısrarla “Program başarıyla ilerlemeye devam ediyor” dese de işler yolunda gitmiyor.Çünkü, bu program sadece vatandaşın kemerini sıktı.

Kamu kemer sıkmadı, israf tüm hızıyla devam etti, dev şirketlerin vergi borçları bir gecede silindi, yapılandırıldı. Müteahhitlere yapılan garantili ödemeler bütçeyi kemirmeye devam etti. Yağma Hasan Böreği gibi kamu kaynakları talan edildi. Hazine borcunun hesabını bilmez hale geldi. Geçen yıl 2 trilyon liralık faiz ödedi. Bu yıl borç ve faiz için 5.7 trilyon lirayı daha gözden çıkaracak.

GÜNAH KEÇİSİ ARIYORLAR

Karahan ise hâlâ vatandaşın yastık altındaki servetinin çetelesini tutuyor. Bir merkez bankası başkanı kendi rezervlerindeki altın stoğunu, altına dayalı borçlanmanın yan etiklerine analiz etmek yerine neden yastık altındaki servetin peşine düşer?

Karahan, “Şu an 600 milyar dolara yakın yastık altı altın olduğunu düşünüyoruz ve bu altının son 1 yılda 200 milyar dolara yakın servet etkisi var. Bu servet etkisi dezenflasyon sürecini olumsuz etkiliyor” diyor.

Yani, günah keçisi arayan Karahan, “Vatandaşı yeterince yoksullaştıramadığımız için enflasyon kontrolden çıktı” demeye getiriyor. İnanabiliyor musunuz?

Yastık altındaki servet dedikleri o altınlar, vatandaşın “başıma bir şey gelirse” diye bir kenara attığı çeyrekler, eşinin koluna taktığı birkaç bilezik, “kefen parası” bir kenara koyduğu üç beş kuruştan ibaret… Dünyanın hangi ülkesi “güvence”, “birikim” diye vatandaşının bir kenara attığı paranın peşine düşüyor.

Üstelik Karahan, haziran ayında Londra’da benzer şeyler söyleyip çok tepki alınca “yanlış anlaşıldım” demişti. Demek ki yanlış anlaşılmamış; altı ay sonra aynı nakaratı tekrar ediyor.

KARTLAR EMNİYET SUPABI OLDU

BDDK da kredi kartı limitlerini tıraşlamanın peşine düştü. Oysa vatandaş temel ihtiyaçlarını borçlanarak karşılamaya çabalıyor. Kart limitlerini kullanarak borcu bir sonraki aya, bir sonraki yıla aktarmaya çabalıyor. O küçük plastik kartın limitlerine ihtiyaçlarını sığdırıp “Gelecek ay bir çaresine bakarız” diye ilerliyorlar. Başka çaresi de yok zaten… O kartlar bu hayat pahalılığında halkın elindeki son emniyet supabı oldu.

Bu enflasyonu düşürmenin tek yolu vatandaşın boğazını sıkmak mı?

Kredi kartı limitlerini tıraşlayacaklar, yastık altındaki üç kuruşun hesabını yapacaklar ama üç yıldır süren başarısızlığın hesabını vermeyecekler. Eğer bir sorumlu arıyorsanız, önce aynaya bakacaksınız. Günah keçisi aramayı bırakın…

Kemer sıkma programı, çoktan ocakta unutulan düdüklü tencereye döndü. Ocağın altı açık, unuttunuz mu? Üstelik emniyet valfi de çalışmıyor. Basınç her geçen saniye yükseliyor; tencere artık ne fokurduyor ne de tıslıyor.

Şimdi ne yapacaksınız?