Safsata diyor ki:
-“İngilizler İstanbul’dan tek kurşun atmadan çekildi; demek ki Kurtuluş Savaşı aslında İngilizlerin planladığı projeydi!”
Bu, Cumhuriyet karşıtı “alternatif tarih” anlatılarıyla öne çıkan çevrelerde sıkça dile getiriliyor…
Bilinen örneklerden Kadir Mısıroğlu… Ki İngilizlerin kontrolündeki bu kişinin sözlerini yazmama gerek yok, yıllarca psikolojik harp aracı olarak görev yaptı!
Kimi muhafazakâr komplo teorisyenleri de İstanbul’un işgalden kurtulmasını “gizli anlaşma” iddialarına dayanak yaptı.
-“Dünyanın en büyük emperyal gücü neden çekildi?”
-“İstanbul’da neden büyük savaş yaşanmadı?”
-“İngilizler neden Mustafa Kemal’i tasfiye etmedi?”
Sosyal medya çağında bu tezler geniş kitlelere yayıldı/yayılıyor. Bunlar daima tarihi bağlamdan koparılarak kullanılıyor.
Bu iddiaları destekleyen tek ciddi belge göstermelerini bıraktım, tarihin en temel yöntemi olan karşılaştırmalı tarih anlayışından bile habersizler. O tarihte İngiltere’de neler yaşandı, tek cümle bilmiyorlar.
Boş sözlerin sahiplerine değil ama AKP iktidarına, İngilizlerin İstanbul’dan neden ayrıldığını anlatayım…
Kimse, Birinci Dünya Savaşı sonrasında dünyanın nasıl değiştiği, İngiltere’nin hangi siyasi ve ekonomik krizlerle boğuştuğu, Avrupa’daki güç dengelerinin nasıl altüst olduğu konusunda neredeyse hiçbir değerlendirme yapmadan hüküm vermesin...
Never again/Bir daha asla
1918’de savaştan galip çıkmasına rağmen İngiltere, dışarıdan göründüğü kadar sınırsız güce sahip imparatorluk değildi. Tam tersine; insan gücü tükenmiş, ekonomisi sarsılmış ve toplumu psikolojik olarak çökmüş bir ülkeydi…
İngiltere savaş boyunca yaklaşık 900 bin asker kaybetti; 2 milyon asker yaralandı, sakat kaldı. Neredeyse her aile savaş acısı yaşadı...
Kayıplar yalnızca cephede değildi. Savaş ekonomisi İngiltere’yi devasa borç yüküne soktu. 1914’te dünyanın kreditörü/borç veren ülkesi, 1918 sonrasında ABD’ye borçlanan devlete dönüştü. İngiltere’nin milli borcu savaş öncesine göre on kat arttı.
Sterlin ciddi değer kaybı yaşadı; enflasyon yükseldi, temel tüketim ürünlerinin fiyatları katlandı.
1918-1921 arasında ülkede işsizlik patladı. Cepheden dönen yüzbinlerce asker iş bulamadı. Ekonomik sıkıntıdaki kömür, demir, ulaşım ve liman işçileri büyük grevler başlattı. 1919 yılında yalnızca birkaç ay içinde yüzlerce iş günü grevler nedeniyle üretim yapamadı.
İngiliz halkı yeni savaşa girmek şöyle dursun, mevcut ekonomik krizin altında eziliyordu. İngiliz sermayesi Rusya’daki gibi Bolşevik Devrimi yaşamaktan korkuyordu.
Tüm bu sebeplerle İngiltere’de en güçlü sloganlardan biri “never again”/“bir daha asla” oldu. Halk, yeni büyük askeri macera istemiyordu…
Bitmedi:
İngiliz merkezli komploculuk
O dönem İngiltere’nin dört yanında krizler patladı.
1919’da İngiliz ordusu ve IRA arasındaki çatışmalar Londra’yı ciddi sarstı. İngiltere, 1921 antlaşmasıyla İrlanda’nın büyük kısmını kaybetti. İngiltere, adasının yanını bile tam kontrol edemeyecek durumdaydı...
Ya uzak diyarlar?
Sömürgesi Hindistan’da durum daha kritikti. Yaklaşık 1,3 milyon Hintli asker savaş boyunca İngiliz ordusu için kullanıldı. Ülke kaynakları savaş için tüketildi.
Savaş biter bitmez Hindistan’da bağımsızlık hareketi büyüdü. 1919’daki Amritsar Katliamı sonrası İngiliz yönetimine öfke patladı ve M. Gandi önderliğindeki hareket hızla kitleselleşti...
Aynı dönemde Mısır’da 1919 ayaklanmaları çıktı; İngiltere 1922’de Mısır’ın bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı...
Irak’ta İngiliz yönetimine karşı büyük isyanlar başladı. İngiltere geri adım attı; doğrudan sömürge gibi yönetmek yerine, Irak’ta kendi etkisi altında monarşi kurma yoluna gitti...
Afganistan dış ilişkilerinde bağımsızlığını ilan etti vs.
İngiliz emperyalizminin çözülüşü başlamıştı. Karar vericileri her cephede savaşmanın sürdürülemez olduğunu görüyordu...
Tam böyle bir ortamda Anadolu’daki Milli Mücadele ortaya çıktı. İngiltere açısından soru şuydu: Yorgun bir toplum, borç içindeki bir ekonomi ve dağılma belirtileri gösteren bir imparatorluk yeni bir savaşı kaldırabilir mi?
Desteklediği Yunan ordusunun yenilmesi ile birlikte İngiltere Anadolu’da tek başına kalmayı riskli gördü. Nitekim 1922’de yaşanan Çanakkale krizinde İngiltere, savaş çağrısı yaptığında Kanada ve Avustralya’dan bile destek bulamadı. Keza, savaş isteyen Başbakan Lloyd George’a büyük tepki oldu. Muhafazakâr Parti koalisyondan çekildi. Başbakanlığa, savaş istemeyen Bonar Law ve sonra Stanley Baldwin geldi...
Uzatmayayım:
AKP iktidarı artık, Kadir Mısıroğlu’nun İngiliz merkezli komplo tezlerini tekrar etmeyi bırakmalı…
Bilmeli ki; bu tür komploların amacı, İngilizleri daima güçlü göstermekti!