Bugün ulusal bayramlarda meydanları dolduran halk, yüzyıllar önce hükümdarların doğum günlerini, tahta çıkışlarını ve askeri zaferlerini kutluyordu.
Elbette bayramların tarihi Avrupa’yla başlamadı. Dünyanın farklı uygarlıklarında dini törenler, hükümdarlık kutlamaları ve mevsimlik şenlikler binlerce yıllık geçmişe sahipti...
Ancak cumhuriyet düşüncesinin ve ulusal bayramın gelişiminde Avrupa’daki siyasi dönüşümlerin önemli yeri olduğu için bayramın soy ağacını buradan başlatayım:
Orta Çağ Avrupa’sında hükümdarlık ile din iç içeydi. Kralların iktidarının Tanrı’dan kaynaklandığına inanılıyor, taç giyme törenleri kiliselerde kutsal ayinlerle gerçekleştiriliyordu.
Hanedan evlilikleri veya tahta çıkış yıl dönümleri bile büyük törenlerle kutlanıyordu.
Mesela:
İngiltere’de Kral II. George döneminde hükümdarın doğum günlerinde askeri törenler düzenlendi. 1748’den itibaren bu kutlamalar, askeri birliklerin sancaklarını sergilediği “Bayrak Geçit Töreni” geleneği ile ilişkilendirildi. “Trooping the Colour” adı verilen bu gelenek bugün İngiliz hükümdarının resmî doğum günü kutlamalarında hâlâ sürdürülüyor…
Fransa’da ise başka bir gelenek vardı. 1270’te ölen ve Katolik Kilisesi tarafından aziz ilan edilen Kral IX. Louis’in anısına her 25 Ağustos’ta törenler yapıldı. Dini nitelik taşıyan bu bayram, zamanla Fransız krallarının otoritesini sergilediği kutlamaya dönüştü.
Bu törenler nasıl oldu da halkın özgürlüğünü, bağımsızlığını ve egemenliğini kutladığı ulusal bayramlara dönüştü?
İlk kırılma İngiltere’de
İngiltere’de bayramların siyasi anlamının değişmesi, krallık ile Parlamento arasındaki uzun iktidar mücadelesi ile yakından ilişkili.
Parlamentoyu 1605 yılında havaya uçurmayı amaçlayan Barut Komplosu başarısızlığa uğradı. Ertesi yıl çıkarılan kanunla 5 Kasım, bu olayın anıldığı gün oldu. Böylece hükümdarın hayatından ayrı ilk kez bir siyasi olay yıllık kutlama takvimine girdi. Fakat bu kutlamalar hâlâ Protestan monarşisine bağlılıkla iç içeydi…
Yıl, 1688. Şanlı Devrim ise daha önemli dönüm noktası oldu. Kral II. James tahttan uzaklaştırıldı. Parlamento’nun yetkilerini güçlendiren yeni anayasal düzenin yolu açıldı. Yüz yıl sonra, devrimin yüzüncü yılı olan 1788’de İngiltere’nin çeşitli kentlerinde törenler düzenlendi. Artık hükümdarlar değil, siyasi haklar ve anayasal kazanımlar bayram olarak kutlanıyordu.
İngiltere’de başlayan bu değişim Amerika’da daha ileri gitti:
Amerika’daki İngiliz kolonileri, 1776’da sadece kralın yetkilerini sınırlamakla yetinmedi. İngiliz Krallığı’ndan bağımsızlığını ilan etti: 4 Temmuz 1776 Bağımsızlık Bildirgesi...
Bir yıl sonra Philadelphia’da ilk yıl dönümü kutlamaları yapıldı. İngiliz kralının doğum günü değil, İngiliz kralından bağımsızlığın kazanıldığı gün kutlanıyordu artık...
Böylece bayramın sahibi de değişmeye başladı:
Hükümdardan millete, hanedandan halk egemenliğine doğru tarihsel dönüşüm sürecine girildi...
Bu dönüşümün devrimleşmesi Fransa’da oldu:
Bayram devrimcileşti
Fransız 1789 İhtilali, bayramların anlamını daha da ileri taşıdı. 14 Temmuz’da Bastille Hapishanesi’nin ele geçirilmesi, mutlak monarşiye karşı mücadelenin simgesine dönüştü.
Devrimin birinci yıl dönümü için 14 Temmuz 1790’da Paris’te Federasyon Bayramı düzenlendi. Kral XVI. Louis törendeydi. Ancak törenin merkezinde artık kralın kişisel hayatı değil, milletin birliği ve yeni anayasal düzen bulunuyordu.
Devrim ilerledikçe Cumhuriyet’in değerlerini halka benimsetmek amacıyla yeni bayramlar yaratıldı.
-
10 Ağustos 1793’te Birlik ve Bölünmezlik Bayramı düzenlendi. Monarşinin yıkılışının yıl dönümünde halk, Cumhuriyet’in birliğini kutlamak için meydanlara çağrıldı.
-
10 Kasım 1793’te Akıl Bayramı kutlandı. Paris’teki Notre-Dame Katedrali, Akıl Tapınağı’na dönüştürüldü. Aydınlanma düşüncesinin etkisiyle akıl ve özgürlük yüceltildi.
-
8 Haziran 1794’te Yüce Varlık Bayramı düzenlendi. Devrimin öncüsü Robespierre’in liderliğindeki bu kutlama, ateizmi değil, Tanrı inancıyla Cumhuriyet ahlâkını birleştirmeyi savunuyordu.
Devrimciler bununla da yetinmedi. Cumhuriyet’in kuruluşu, gençlik, yaşlılık, evlilik, tarım ve özgürlük adına yeni bayramlar belirledi.
Takvimi bile değiştirdiler. 1793’te kabul edilen Cumhuriyet takviminde yeni çağın başlangıcı, Cumhuriyet’in ilan edildiği 22 Eylül 1792 oldu. Yılın aylarına yeni adlar verildi, yedi günlük hafta yerine on günlük dönemler getirildi.
Böylece devrim yalnızca devletin yönetimini değil, insanların zamanı nasıl ölçtüğünü ve hangi günleri kutladığını da değiştirmeye çalışıyordu.
Cumhuriyet kendi değerlerini törenler aracılığıyla topluma benimsetmeye çalışıyordu.
Avrupa’nın siyasal bayram tarihinde yeni bir anlayış güçlendi: Hükümdarın doğumu yerine milletin siyasi doğuşu kutlanıyordu.
Bu tarihsel dönüşüm Türkiye’ye nasıl yansıdı? Yarın yazayım…