Sendikacı Başaran Aksu, telefonun çalmasıyla uyandı. Arayan, sendikacı arkadaşı Kamile’ydi:
-“Tahir ile Ali Faik öldü.”
Trafik kazası geçirmişlerdi.
İnanamadı. Telefonu kapattı. Kan şekeri düştü, yere yığıldı. Banyoya süründü. Nefes alamıyordu. Başını soğuk suyun altına tuttu. Haykırarak ağladı...
Toparlandı. Madencilerin hak arama mücadelesini birlikte yürüttüğü avukat Mürsel Ünder’i aradı:
-“Tahir’imi Ali Faik’i mi kaybettik, dünyalarımı kaybettim, haydi kalk...”
Yola çıktılar…
43 yaşındaki Tahir Çetin, Soma havzasında çalışan kazma ustası, Bağımsız Maden-İş Sendikası’nın ilk genel başkanıydı. 27 yaşındaki Ali Faik İnter ise babasını çocuk yaşta maden kazasında kaybetmiş, büyüdüğünde madenci olmuştu...
İkisi de Soma’dan Ermenek’e, iş cinayetlerine, emek sömürüsüne ve sendikal baskılara karşı madencilerin örgütlü mücadelesine öncülük ediyordu…
Ali Faik, 9 Temmuz 2021’de Soma’da toprağa verildi.
Ertesi gün iki madenci için sendika binasının önünde toplanan kalabalık, Soma Madenci Anıtı’na yürüdü…
Tahir Çetin’in cenazesi ise İzmir Kınık ilçesine götürüldü. Cemevindeki törenin ardından toprağa verildi.
Başaran Aksu, kaybettiği iki mücadele arkadaşını “Ruhu Olan Yollar” kitabında anlattı.
Beni derinden etkileyen sadece ölümlerinin acısı değil, mücadele içinde değişen iki madencinin binlerce işçinin kaderini değiştirecek güce nasıl dönüştüğü idi.
Mücadelenin öncüleri
13 Mayıs 2014…
Soma’da 301 madencinin ölümü, Türk tarihinin en büyük işçi katliamlarından biriydi.
Facianın ardından madencilerin çalışma koşulları, patronların üretim baskısı, taşeron düzeni ve sendikaların sorumluluğu tartışılmaya başlandı.
Başaran Aksu, Tahir Çetin ve Ali Faik İnter’in yolları bu dönemde kesişti. Köy köy dolaştılar. İşçilerin evlerine gittiler. Maden ocaklarının önünde beklediler. Bazen bir günde yedi toplantı yaptılar…
Aynı yıl 90 madenciyle Soma Maden İşçi Meclisi’ni kurdular. İşçiler artık sadece şikâyet etmiyor; temsilcilerini seçiyor, taleplerini belirliyor, kendi kararlarını alıyordu...
Yıl, 2018. Bağımsız Maden-İş sendikasını kurdular. Tahir Çetin, sendikanın ilk genel başkanı oldu...
Örgütlenme büyüdü, madenciler haklarını almak için Ankara yoluna düştü. 12 Ekim 2020’de başlayan direniş 27 gün sürdü. Karşılarına jandarma barikatları dikildi. Yollarda uyudular, soğuğa direndiler, geri dönmediler.
Ankara’da bakanlık yetkilileri ile defalarca görüştüler. Her görüşmede söz verildi ama hak ettikleri verilmedi.
Bir yıl sonra yine yürüdüler. Ankara’ya 30 kilometre kala durduruldular. Beş gün yol kenarında beklediler. Baretlerini yastık yaptılar…
Mücadele sadece tazminat almak için değildi. İşçilerin sınıf bilinci kazanması, örgütlenmesi ve kendi mücadelesinin öznesi olmasıydı.
Ermenek madencilerinin direnişine omuz verdiler, mücadeleyi kazandılar. Soma’da yıllardır tazminatlarını alamayan 952 madenci hakkını aldı...
Örgütlü mücadelenin hak kazandırdığını, işçilerin hayatını değiştirdiğini göstermişlerdi.
Tahir ile Ali Faik bu mücadelenin öncüleri idi...
Ancak… İşçilerin kendi iradeleriyle örgütlenmesi, onları savunduğunu söyleyen bazı sol çevreleri rahatsız etti:
“Sarı” Sol…
Kitap, işçi mücadelesinin ötesinde, Türk Solu’nun sınıfla kurduğu ilişkiyi sorgulatıyor.
Soma katliamının ardından sol örgütler, sendikalar bölgeye akın etti. Başaran Aksu, Tahir’e uyarıda bulundu:
-“Solcularla görüş ama zamanının çoğunu madencilere ayır…”
Ona göre, işçiler adına konuşmak başka, işçilerle birlikte örgütlenmek başkaydı.
Başaran Aksu’nun tanıklığına göre DİSK’e bağlı Dev-Maden-Sen’in bazı yöneticileri örgütlenme çalışmalarını engellemeye çalışıyordu! Madenciler sendikada çoğunluğu sağlarsa mevcut yönetim koltuğunu kaybedebilirdi…
Nitekim Soma Maden İşçileri Meclisi, 2016’da sendika yönetimine adaylığını ilan etti. Sendika yöneticileri, kongreyi işçilerden kaçırdı!
Bu iddialar, DİSK’in bütününe mal edilemez ama ortada ciddi çelişki var: Sarı sendikacılığa karşı çıkanlar, kendi örgütlerinde işçilerin yönetimi ele almasına neden direndi?
Madenci mücadelesi ilerledikçe işçiler, hakları için Bakanlık yetkilileriyle yapılan görüşmeleri kendileri yürütmeye başladı. “Ruhu Olan Yollar” kitabı, Türk Solu’na önemli bir soruyu hatırlatıyor:
-İşçileri kendi politik çizgilerine kazanmak mı, yoksa onların bağımsız sınıf bilincini ve örgütlenmesini geliştirmek mi?
Solculuğun ölçüsü ne söylediğiniz değil, işçilerin kendi kararlarını vermesine ve örgütlerini yönetmesine nasıl yaklaştığınız meselesidir.
Marks’ın Birinci Enternasyonal’deki temel ilkesi hâlâ geçerli:
-“İşçi sınıfının kurtuluşu, işçi sınıfının kendi eseri olacaktır.”
Tahir ile Ali Faik bunun için yaşadı. Başaran Aksu, sadece yaslarını tutmadı, nasıl devrimcileştiklerini anlattı…
DİSK 8 Ekim’den başlayarak İstanbul başta olmak üzere “Gelirde, Vergide, Ülkede Adalet” adında mitingler yapıyor. Niye hiçbir etkisi yok acaba? Bu yazı, bu sorunun yanıtı için yazıldı…