Öncelikle şu gerçeğin altını çizeyim:
-Medya patronunun suç işleme özgürlüğü yoktur...
-Televizyon sahibi olmak kimseye hukuki dokunulmazlık sağlamaz...
Bu iki cümleden sonra “ama” diyerek konuyu sürdürme zorunluluğu var:
Bir medya patronu hakkında yürütülen soruşturma, halkın haber alma özgürlüğünü ortadan kaldırabilir mi?
Halk TV’ye kayyım atanması, bu soruyu bir kez daha ülke gündemine taşıdı:
Halk TV sahibi Cafer Mahiroğlu hakkında yürütülen soruşturmanın konusu, gazetecilik faaliyetleri değil, ticari ilişkilerinden kaynaklanan suç iddiaları...
Elbette savcılık bu iddiaları araştıracak, suçla bağlantılı mal varlığına hukukun öngördüğü tedbirleri uygulayacak.
Ancak, bunun sınırı nerede?
Bir iş insanının fabrikasına, bankasına veya ticari şirketine el konulması ile, sahibi olduğu televizyonun yönetiminin devralınması aynı sonucu doğurmaz. Zira, haber kanalı/televizyon, sıradan ticari işletme değil. Orada çalışan gazetecilerin haber verme özgürlüğü, milyonlarca insanın haber alma hakkıyla doğrudan bağlantılı...
Bir iş insanının mal varlığına el koymak başka, halkın haber alma özgürlüğüne müdahale etmek başka. İlki mülkiyet meselesi, ikincisi demokrasinin meselesi…
Asıl tartışmamız burada başlıyor: Devlet suçla mücadele ederken, medya özgürlüğünü nasıl koruyacak?
Bağımsız gazeteciliğin ölçüsü
Girişte yazdıklarıma itiraz gelebilir:
-“Halk TV yayınlarına devam edecek. Gazeteciler yine haberlerini yapacak. Basın özgürlüğünün önünde engel yok…”
İlk bakışta makul görünen bu savunmanın önemli eksiği var: Basın özgürlüğü, televizyon ekranının açık kalmasından ibaret değil. Asıl mesele, o ekranda hangi haberin yayınlanacağına kimin karar vereceğidir.
-Bir televizyonun genel yayın yönetmenini kim belirleyecek? Hangi haber öne çıkacak, hangi konuk ekrana gelecek, hangi program kaldırılacak?
Bütün bunlara kim karar verecek? Bunlar basit işletme kararları değil, doğrudan gazeteciliğin bağımsızlığıyla ilgili…
Kayyım tartışması burada ortaya çıkıyor:
Ceza Muhakemesi Kanunu/CMK, şirket yönetiminin yetkilerinin bütünüyle kayyıma devredilmesine olanak tanıyor. Fakat şirketi yönetme yetkisi, gazetecilerin hangi haberi yapacağına karar verme yetkisi anlamına gelmiyor.
Anayasa’nın 26’ncı maddesini eksiksiz yazayım:
-“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.”
Anayasa, salt düşünceyi açıklama hakkını değil, devlet müdahalesi olmadan haber alma ve verme özgürlüğünü koruyor… Keza: Anayasa’nın 28’inci maddesi de “basın hürdür, sansür edilemez” diyor…
Evet, basın özgürlüğünün ölçüsü ekranın kararıp kararmaması değil, gazetecilerin haberlerini hiçbir baskı altında kalmadan hazırlayıp yayımlayabilmesidir…
Kayyum atanmasının sınırı
Gelelim çoğu kişinin gözden kaçırdığı bir başka hukuki ayrıntıya:
Anayasa Mahkemesi, 14 Eylül 2023 tarihli kararında, şirket yönetimine kayyım atanmasını “son derece ağır müdahale” olarak nitelendirdi.
Mahkemeye göre böyle bir tedbir ancak çok istisnai durumlarda haklı görülebilir. Çünkü, kayyım atanmasıyla şirket sahibinin yönetim yetkileri tamamen ortadan kalkıyor.
Bu sebeple Anayasa Mahkemesi’nin dediği açık:
-Suç iddiası tek başına yeterli değil. Kayyım atanmasını haklı kılan somut olgular bulunmalı... Kayyımın neden zorunlu olduğu açıklanmalı...
Öyle ya: Şirketin mali işlemlerini denetlemek veya şüpheli para hareketlerini incelemek yerine, televizyonun bütün yönetimini devralmak neden gerekli görüldü?
CMK 133’üncü maddesi, şirketin bütün yönetimini devralmayı tek seçenek olarak göstermiyor. Mesela: Yönetim kararlarını kayyımın onayına bağlama imkânı tanıyor.
Şirketin faaliyetlerini denetlemek için mutlaka bütün yönetimini ele geçirmek gerekmiyor yani…
O hâlde neden en kapsamlı müdahaleye ihtiyaç duyuldu?
Hukukta ölçülülük ilkesi var: Devlet, amacına daha sınırlı müdahale ile ulaşabiliyorsa, insanların haklarını kısıtlayan yöntemi seçmemeli…
Hele söz konusu haber kanalı ise, bu ayrım daha da önemli. Zira burada yalnızca şirket sahibinin yönetim hakkı değil, gazetecilerin bağımsızlığı ve halkın haber alma özgürlüğü söz konusu…
Toparlarsam: Mesele, devletin kayyım atama yetkisinin bulunup bulunmadığından ibaret değil. Asıl mesele, bu yetkinin neden en geniş biçimiyle kullanıldığı…
Hukukta bir yetkinin varlığı, o yetkinin sınırsız kullanılabileceği anlamına gelmez. Hele söz konusu medya özgürlüğü ise, devletin müdahalesi kadar müdahalenin sınırı da önemlidir…
TELE 1, Habertürk ve şimdi Halk TV…
Üç haber kuruluşuna farklı soruşturmalarla kayyım atanması, artık medya patronlarının hukuki sorunlarını aşan tartışma yaratıyor…