Salı ve çarşamba günkü yazılarımda CHP’de yaşanan liderlik krizini strateji ve davranış bilimleri açısından ele aldım. Ancak bütün bunlar tek başına şu soruya cevap vermiyor:

Aynı dava uğruna yıllarca birlikte yürüyen insanlar, neden bir süre sonra en sert rakibe dönüşüyor?

Bu sorunun yanıtı yalnızca bugünün siyasetinde aramak yeterli değil. Çünkü benzer kırılmalar tarih boyunca defalarca yaşandı. Mesela:

Hz. Muhammet’in vefatından sonra Müslüman toplumunu sarsan, salt devletin başına kimin geçeceği değildi. Aynı inanç, aynı mücadele ve aynı amaç etrafında birleşmiş sahabelerin kısa süre içinde birbirlerine karşı saf tutmasıydı. Hz. Ebubekir’in halife seçilmesiyle başlayan tartışmalar, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali dönemlerinde daha da derinleşti: Suikastlara, iç savaşlara ve mezhepsel ayrışmalara kadar uzandı...

Elbette o tarihsel dönem ile, bugün CHP’de yaşanan liderlik tartışmasını aynı kefeye koymak doğru olmaz. Fakat insan davranışına bakıldığında çağlar, kurumlar ve ideolojiler değişse de bazı çatışma dinamiklerinin tekrarlandığı görülüyor.

Demek ki mesele sadece siyaset değil. Asıl soru, ortak amaçların hangi psikolojik süreç sonunda yoldaşları rakibe dönüştürdüğü…

Sahabeler örneğinde olduğu gibi tarihin en derin siyasal kırılmaları, çoğu zaman aynı davanın içinde doğar…

Ortak amaç neden ayrışıyor

Günlük siyasette tartışmalar çoğu zaman yargı kararları, kongreler ya da genel başkanlar üzerinden yürütülüyor.

Oysa bu tartışmaları anlamamızı sağlayacak psikolojik süreçler neredeyse hiç konuşulmuyor…

Sosyal psikolog Henri Tajfel’in geliştirdiği sosyal kimlik kuramının, bu süreci anlamamıza katkıda bulunacağını düşünüyorum. Ona göre insanlar yalnızca birey olarak değil, ait oldukları grupların üyeleri olarak da kendilerini tanımlar. Şöyle:

-Başlangıçta insan bir fikre, bir davaya ya da ortak bir hedefe bağlanır…

-Zamanla o davayı temsil eden grupla özdeşleşir…

-Bir süre sonra ise bu aidiyet, kişinin kendisini tanımlama biçiminin önemli parçalarından biri haline gelir…

Ancak:

İnsanlar çoğu zaman ortak amaçta değil, o amaca nasıl ulaşılacağı konusunda ayrışır. Çünkü ortak amaç, tek yol tarif etmez. Aynı hedefe ulaşmak isteyen insanlar zamanla farklı stratejiler, farklı öncelikler ve farklı liderlik anlayışları geliştirir… Psikolojik kırılma burada başlar. İnsanlar kendi yöntemlerinin o amaca giden en doğru yol olduğuna inanmaya başlar…

Böylece tartışma, fikir alışverişi olmaktan çıkar, kişinin kendi tercihinin doğruluğunu savunduğu mücadeleye dönüşür. Ortak amaca giden yollar çoğaldıkça aynı safta yürüyen insanlar birbirinden uzaklaşmaya başlar…

Karşısındaki kişiyi, sadece farklı düşünen biri değil, savundukları davanın yanlış yöne sürüklenmesine neden olan biri olarak görür.

Siyasal ayrılıklar, çoğu zaman fikir ayrılığının ötesine geçerek ahlaki yargıya dönüşür.

Bu noktadan sonra anlaşmazlık, yöntem tartışmasını aşar, güven duygusu zayıflar, eski yol arkadaşlığı yerini giderek sertleşen rekabete bırakır.

Keza:

AKP, CHP’den farklı değil

Psikoloji bize ayrışmanın nasıl başladığını anlatır…

Sosyoloji ise bunun neden zamanla sert iktidar mücadelesine dönüştüğünü açıklar.

Amerikalı sosyolog Lewis A. Coser, en yıkıcı çatışmaların çoğu zaman birbirine tamamen yabancı gruplar arasında değil, ortak geçmişe, ortak değerlere ve ortak bir mücadele tarihine sahip insanlar arasında yaşandığını yazdı. Aynı hareketin içinde yalnızca fikirler değil; liderlik, temsil, meşruiyet ve hareketin geleceğini belirleme hakkı da paylaşılmaktadır. Bu nedenle başlangıçta yöntem tartışması olarak görülen ayrılıklar zamanla hareketin geleceği üzerine rekabete dönüşür:

Fransız Devriminde Robespierre-Danton ayrışması gibi…

Bolşevik hareket içinde yaşanan Stalin-Troçki bölünmesi gibi...

Siyaset biliminde buna hizipleşme ya da fraksiyonlaşma deniyor. Oysa bu tanımlar, sonuca isim koyuyor; bizim yazımızda asıl açıklanması gereken aynı davanın insanlarını birbirine rakip haline getiren psikolojik süreçler...

İnsan davranışına ilişkin şu arayış:

-İnsanları karşı karşıya getiren çoğu zaman ortak amaç değil...

-Aynı amaç, farklı yollar doğurduğunda ve herkes kendi yolunun ortak geleceği kurtaracağına inandığında, dünün yol arkadaşları bugünün en sert rakiplerine dönüşüyor...

Bu yüzden mesele salt CHP değil. Siyasi tarih, aynı dinamiğin farklı dönemlerde ve farklı partilerde tekrar tekrar ortaya çıktığını gösteriyor…

Dün başka bir hareket bunu yaşadı, bugün CHP yaşıyor ve yarın ise aynı paradoksu AKP’nin yaşamayacağının garantisi yok.

Sorun partiler değil, insan doğası çünkü…