Uzun yıllar önceydi… Fransız Liberation gazetesi şu manşeti atmıştı:

-Türk iflası!

Fransa’nın bu etkin gazetesi birinci sayfasına Türkiye’deki protesto gösterilerinden renkli, kocaman bir resim basmış; yetinmemiş içeride de iki tam sayfa ayırmıştı. Ama en çarpıcı yorum Marc Semo isimli muhtereme aitti:

-Türkiye artık nefesi bitmiş bir cumhuriyet... Atatürk’ün otoriter modeli artık günümüze uymuyor!..

Yine çok satışlı gazetelerden Le Figaro da birinci sayfadan duyurmuştu:

-Türkiye: Tükenmiş bir rejim!

Okuyunca gülmüştüm!.. “Demek ki, hâlâ Türkiye’nin istedikleri kıvama geldiğine inanmıyorlar, hâlâ istedikleri elbiseyi kolayca giydirebileceklerinden kuşku duyuyorlar” diye düşünmüştüm... Bu nedenle de Mustafa Kemal’e ve Kemalizm’e hücumu sürdürüyorlardı.

-Ah, bir kurtulsalardı şu Mustafa Kemal’den!

Osmanlı milleti senaryoları!

Fransız gazetelerinin bu saldırıları hiç de yeni değildi…

12 Eylül karşı devriminden sonra, Türk-İslam sentezinin giydirilmeye çalışıldığı 80’li yıllarda üstü örtülü bir şekilde, küreselleşme adı altında yeni emperyalist saldırının başlatıldığı 90’lı yıllarda ise açıktan açığa yapılan bu saldırıların tek hedefi vardı:

-Uyumlu bir Türkiye yaratmak!

Haklarını teslim etmek gerek; bu yolda çok önemli mesafe de aldılar!.. İsterseniz kısaca anımsayalım... Anımsayalım ki hiçbirinin diğerinden farklı olmadığını görelim...

-1980’lerde yükselen değer Türk-İslam senteziydi. Mimarları ise CIA istasyon şefleri Paul Henze ve Graham Fuller’di. Türkiye, Sovyetler Birliği’ni kuşatacak “Yeşil Kuşak Projesinin” en önemli bacağıydı, bu nedenle de İslamcı bir yönetim gerekiyordu…

-90’larda, Sovyetler’in yıkılmasıyla tek kutuplu dünya ve onun uzantısı küreselleşme devreye girdi. Satın alınan yerli işbirlikçilerin de değerli yardımlarıyla müthiş bir saldırı başlatıldı. Söylenen hep aynı sözcüklerdi: “Sovyetler 73 yılda çöktü. Yugoslavya dağıldı... Sıra Türkiye’de.”

-Önde gelen Türkiye uzmanları fetvalar verdi... ABD’li Samuel Huntington, “Türkiye Batılı bir ülke olmaktan vazgeçsin, İslam’a model olsun” derken, Alman Heinz Kramer, “Kemalizm’in modası geçti, Atatürk’ün siyasi mirası yeniden yorumlanmalı görüşünü kitaplaştırdı! Türkiye’de cirit atan Alman NGO’larından birinin danışmanı Udo Steinbach iyice ileri giderek, “Sorun, uyduruk, zorlama ve yapay Türk ulusudur. Böyle bir ulus yoktur. Bu uyduruk ulusu Atatürk, Ermenileri ve Rumları yok ederek kurdu” diyebildi...

Batı bu saldırıları 90’larda artırarak sürdürdü. Bir yandan küreselleşme dayatmasına karşı çıkan yurtsever aydınlar birer birer ortadan kaldırılırken, diğer yandan ülkenin ekonomik olarak teslim alınma süreci tamamlandı. Gelinen noktada bu kadar açık şekilde Atatürk’ün hedef gösterilmesinin altında yatan gerçek buydu!

-Ama hâla korkuyorlardı!

Bu millet teslim alınamaz!

Bu ülkenin aydınlık insanlarından korkuyorlardı!

Ekonomi “tam anlamıyla teslim alınmış” olsa da en önemli köşe başlarında Batı’ya ruhunu kiralamış işbirlikçiler görevlerini en iyi şekilde yerine getirse de en güvenilir adamları yönetimin en üst kademelerinde fink atsa da olmuyor, kuşkuları bir türlü dinmek bilmiyordu. “Artık bitti” denilen bir imparatorluktan yeni bir cumhuriyetin doğuşu sürecini unutamıyor, bir türlü hazmedemedikleri Mustafa Kemal’i henüz yenemediklerini düşünüyorlardı...

Bu durumda yeni yollar aramak, güvenilir bir iktidarla iş birliğini sağlamak gerekiyordu! Üçüncü bin yılın hemen başlarında yapılan çalışmalar sonucu ekonominin krize girmesi istenen sonucu doğurdu; erken seçimlerde iktidardaki üçlü koalisyon büyük bir hezimete uğrayarak adeta yok oldu. Henüz 14 ay önce kurulmuş olan AKP yüzde 34,5 oyla Meclis’in yüzde 66 oranında milletvekilini alarak tek başına iktidar oldu. O seçimde milletin verdiği yüzde 45 oy ise çöpe gitti!

Aradan yaklaşık çeyrek asır geçti, AKP iktidarı çıraklık, kalfalık, ustalık devirlerini geçti. 2018 yılından bu yana da “Tek adam” rejimini yaşıyoruz…

Aslında, gelinen noktada pek çok şey yaptılar; eğitim, ötekileştirme, ayrımcılık, yoksulluğun neredeyse halkın kaderi haline gelmesi, cezaevlerinin istiap haddini aşması gibi konularda başarılı oldular… Ancak bir konuda başarılı olamadılar:

-Mustafa Kemal Atatürk’ü yenemediler!

Büyük Devrimciyi milletin gönlünden silemediler. Ne demişti Atatürk zaten:

-Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır…

Bu millet bu güvene layıktır…