Başlığı okuyan, tüm bölgemizi hatta dünyayı felakete sürükleyecek savaştan söz edeceğimi sanabilir…
Ancak ben size çok daha derinliği olan, hakkında ne yazık ki bildiğimizi sanıp hiçbir şey bilmediğimiz ya da eksik bildiğimiz hayati öneme sahip bir konudan söz etmek, öğrendiklerimi paylaşmak istiyorum…
Önceki gün bir çalıştaya davetliydim. Kadıköy Belediyesi ile Sosyal Demokrat Belediyeler Derneği iş birliği ile düzenlenen “Uluslararası Kentsel Gıda ve Beslenme Politikaları Çalıştayında” yapılan konuşmaları, verilen bilgileri dinledikten sonra kendi adıma şöyle düşündüm:
-Hakkında bir şeyler bildiğimi sandığım bu yaşamsal konularda neredeyse hiçbir şey bilmiyormuşum, bildiğimi zannettiklerimi de epey eksik ve daha da vahimi yanlış biliyormuşum!
Yurtdışından ve tabii çeşitli kentlerden konuya vakıf, yakın gelecekte neler yaşayabileceğimizi anlatan önemli uzmanların katıldığı çalıştayda neler öğrendim? Özetle anlatmaya çalışayım…
-Hadi başlayalım…
Gıda krizi yalnızca bir hak değil aynı zamanda haysiyet meselesi!
İlk olarak 1948’de insan Hakları Bildirgesi’ne giren “gıda hakkının” ne yazık ki bir türlü gerçekleşemediğini öğrendim. Nasıl mı?
Öncelikle gıdaya erişim yalnızca bir hak olarak, bir ekonomik mesele değil, insanca ve haysiyetli yaşayabilmenin en önemli meselesi haline gelmiş durumda. En büyük sorun adaletsiz dağıtım! Büyük tröstlerin yönettiği tedarik zincirlerinde yaşanabilecek 48 saatlik bir kopukluk özellikle büyük kentleri felç etmeye yetiyor!
Çünkü büyük kentler artık üretmiyor, üretemiyor. Küçük üreticinin giderek yok olmasıyla büyük kentler, yalnızca tüketen yerleşim yerleri!
Yukarıdaki bilgiler Kadıköy Belediye Başkanı Mesut Kösedağ’ın konuşmasından. Başkan, bir de korkutucu bir soru sordu:
-2050 tahminlerine göre kentlerde yaşayan nüfus oranı yüzde 70’lere ulaşacak. Peki, 25 yıl sonra kentlerimizdeki sofraları nasıl kurabileceğiz?
İşte yalnızca bu nedenle bile kentlerde üretimin artırılması, kent dışına bağımlılığın mümkün olduğunca azaltılması en yaşamsal sorunlardan biri ve konuyla ilgili projeler de gündemde.
Kronik açlık!
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın da bir konuşma yaptı…
Sözlerine dünya nüfusunun içinde çırpındığı açlık ve yoksulluk felaketini anlatarak başladı. Gıda aritmetik olarak artarken nüfusun geometrik olarak artması nedeniyle ‘Açlık kaçınılmaz mı olacak’ sorusunu soran Günaydın, şu yanıtla devam etti:
-1950’de 2,5 milyar olan dünya nüfusu bugün 8 milyarı aşmış durumda. Ancak halen dünyada üretilen gıda tüm insanlığı doyuracak kadar var ve yeterli. Ama 1 milyara yakın insan da kronik açlık çekiyor! Demek ki mesele ürerim sorunu değil mesele dağılım sorunu. Başka bir deyişle mesele siyasi!
Günaydın çok haklıydı. Büyük şirketler aslında dünyayı gıda ve tarımda adeta yeniden biçimlendiriyordu! Diğer bir deyişle ulus devletlerin rolünü çoktan küresel şirketler almış durumdaydı… Küçük üreticiler tasfiye ediliyor ve yerel üretim ortadan kaldırılıyordu…
-Oyunun büyük ve alçak yüzü buydu!
Türkiye’nin durumuyla ilgili değerlendirme de yapan Günaydın, Türkiye’nin bir “gen kaynağı” olduğunu, Anadolu’da yaklaşık 13 bin bitki çeşidi bulunduğunu bunun 4 bin kadarının ise epidemik olduğunu, Urfa Göbeklitepe’deki bulgulara göre 12 bin yıllık süreçte başta buğday olmak üzere birçok ürünün bu topraklardan dünyaya yayıldığını anlattı.
Günümüzde yaşanan “demokrasi krizinin” ülkeyi dibe çektiğini belirten Günaydın’ın şu vurgusu ise yaşamsaldı:
-Kapitalizm nedir? Ne sonuçlar doğuruyor? Emperyalizm nedir? Yarattığı sonuçlar insanlığı nasıl öldürüyor?
Çocuklarımızın geleceği!
Şu sözler aslında her şeyi anlatıyor:
-İnsanlık tarihinde hiçbir uygarlık, sofrası boşken ayakta kalamamıştır. Roma’yı çökerten yalnızca barbarlar değil, buğday hatlarının kesilmesiydi. Fransız Devrimi’ni ateşleyen yalnızca fikirler değildi, boş ekmek raflarıydı!
CHP İstanbul Milletvekili, Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Evren Rızvanoğlu bu şekilde başladığı konuşmasında dünya çapında bir dayanışma ve iş birliği çağrısı yaptı…
Aslında en çok düşünülmesi gereken çocuklarımızın sağlığı ve geleceğiydi…
Dr. Bülent Şık, çocuk sağlığının kentlerin gerçek sağlık göstergesi olduğunu vurguladığı konuşmasında yaptıkları çalışmalarda çevresel risklerle beslenme sorunlarını birlikte ele aldıklarını belirterek şu uyarıyı yaptı:
-Yetersiz beslenme, toksik mazuriyetler ve sağlıksız gıdaya erişim aynı krizin parçalarıdır ve bu nedenle çocuk sağlığı bütüncül bir kent politikası gerektirir!
İşte gördüklerim, anladıklarım, hissettiklerim böyle… Kısacası çok zamanımız yok!