Uzun zamandır hiç yaşamadığım bir büyük utançtı:
-60 yaşında bir öğretmendi Kemal Irmak…
Yaklaşık 40 yılını öğrencilerini yetiştirmek için harcamış, Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal öğretmen, yaka paça yüzüstü yere yatırılmış, üstüne çöken sivil polis tarafından adeta bir terörist gibi ters kelepçeye vuruluyordu!
Öğretmenin duyduğu acı gözlerine, yüzüne aksetmişti… Peki niçin böyle bir muameleye uğruyordu? Özel okul öğretmenleri ve mülakat mağdurlarının hakkını aradığı için! Ve yalnız değildi. Onun gibi yerlerde sürüklenen kelepçelenen, biber gazına maruz kalan gözaltına alınan birçok öğretmen vardı! Kemal öğretmen daha sonra şöyle diyecekti:
-Çete değiliz, mafya değiliz, hakkını arayan öğretmenleriz!
O öğretmenler ki; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna bilimle, irfanla katkıda bulunan, sizleri, bizleri hatta o ters kelepçeyi takan polisleri de onlara bu talimatı verenleri de yetiştiren elleri öpülesi varlıklardı… Gelin 27 Ekim 1922’ye gidelim…
Gazi’nin öğretmenleri!
Kurtuluş Savaşı’nın büyük zaferle sonuçlanmasının ardından henüz 2 ay bile geçmemişti. Gazi Mustafa Kemal, Bursa Şark Sineması’nda Bursalı ve İstanbul’dan gelen kalabalık bir öğretmen gurubuyla buluştu ve onlara tarihe kazınan şu konuşmayı yaptı:
-Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve sizin ordularınızın zaferi için yalnızca zemin hazırladı… Gerçek zaferi siz kazanacak ve devam edeceksiniz ve mutlaka başarılı olacaksınız. Ben ve sarsılmaz inançla bütün arkadaşlarım, sizi takip edeceğiz…
Mustafa Kemal, bununla da kalmadı, Ankara’da Öğretmenler Birliği Genel Merkezi kuruldu. Büyük Devrimci, her fırsatta özellikle kadınlar olmak üzere öğretmenlerin arkasında durdu. 1925 yılında şöyle diyecekti:
-Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmen, eğiticiden yoksun bir millet, henüz millet adını alma kabiliyetini kazanmamıştır. Ona basit bir kitle denir, millet denmez.
Gazi Paşa’nın eğitime ne denli büyük önem verdiğini anlamak için, Kurtuluş Savaşı’nın en sıkıntılı günlerinde, Paşanın “Melhame-i Kübra” yani en kanlı savaş adını verdiği Sakarya Meydan muharebesinin hemen öncesinde 16-21 Temmuz’da Ankara’da 1. Maarif Kongresi’ni toplayarak eğitim politikasında izlenecek yöntem ve ilkeleri tartışmaya açmasıydı! Daha savaş içindeyken dahi amacı son derece açıktı:
-Gelecek kuşaklar Türkiye’nin bağımsızlığını koruyacak Cumhuriyeti koruyup yükseltecek biçimde yetiştirilmelidir!
Yüz yıl sonrası!
Gelelim günümüze…
Bırakın büyük kurtarıcın bu muhteşem dehasını izlemek, onun izinde yürümek, eğitim politikasının canına okuyarak okulları birer “tarikat yuvasına” çeviren bir anlayışın ceberut saldırılarına uğrayan, tarumar olan bir zavallı ülke elimizde kalan!
Daha da beterini yukarıda okudunuz; Erkek, kadın, genç yaşlı demeksizin yerlerde sürüklenen, ters kelepçeyle cezalandırılan öğretmenler var artık bu ülkede…
Öğretmenlere bu şiddeti reva gören bir ülkede sözün bittiği yerdeyiz demektir. Diğer bir şekilde anlatmaya çalışayım; Siyasetçi, gazeteci, hakkını arayan memur, işçi, öğrenci, emekli derken iş buraya kadar geldiyse söylenecek tek cümle kalmıştır:
-Herkes ama herkes bu gidişten payını alacaktır!
Bu yazının başlığı ile bitireyim:
-Yapmayın, “Çekin elleriniz öğretmenlerimizden”
Yoksa tarihin kara sayfalarında kaçınılmaz yerinizi alırsınız!