Geçtiğimiz pazartesi günü başladı…

Yalnızca üç gün sürdü… 4 sanıklı davanın 160 sayfalık iddianamesi 7 ayda hazırlandı. Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim:

-Gazetecilik hayatımda gördüğüm en zayıf, en boş, en traji-komik iddianame!

Önce sanıklara bakalım: İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu’nun seçim kampanyası başkanı Necati Özkan, iş insanı Hüseyin Gün ve 30 yıllık dostum, kardeşim gazeteci Merdan Yanardağ. İddianamedeki suçlamaya bakalım:

-Bu casusluk örgütünün lideri Hüseyin Gün’müş, onun talimatlarıyla İBB verilerini çalıp 2019 seçimini kazanmak için manipüle etmişler!

Şimdii, yasalarımıza göre bir casusluk faaliyeti için tam 7 unsurun bir araya gelmesi gerekiyor. Nedir bunlar sayalım:

-Bilgi gerçek ve doğru olacak, suç tarihinde gizliliğini kaybetmemiş olacak, niteliği itibarıyla gizli olacak, bir çaba sonucu temin edilmiş olacak, yabancı bir devlet yararına temin edilmiş olacak, Türkiye Cumhuriyeti zararına temin edilmiş olacak, failde özel “casusluk maksadı” bulunacak.

Bu maddelerden bir tanesi bile eksik olursa fiil casusluk değildir diyor yasa! Şimdi bakalım dava yasaya uyuyor mu:

-Bilgi gizli mi? Hayır! Devlet güvenliğine ilişkin mi? Hayır! Çaba sonucu mu elde edilmiş? Hayır! Yabancı devlet yararına mı? Hayır! İddianamede bir tek devletin adı dahi geçmiyor! Türkiye devleti zararına mı? Hayır! Casusluk maksadı var mı? Hayır! Lehine casusluk yapılan devletle anlaşma var mı? Hayır! Nasıl, müthiş değil mi! Nasıl becerilmişse casusluk faaliyeti için olmazsa olmaz yedi unsurun yedisi de eksik!

İddianameden inciler!

Şimdi, bu gerçeği bilirkişi şıp diye görmüş, hukukçular görmüş, davanın savcısı görmeyecek mi?

-Hayatın akışına ters!

Peki ne yapmış savcı ya da savcılar? Kelimesi kelimesine şu tezi ortaya atmış:

-Gizli olan bilginin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin zararına, yabancı bir devlet yaranına temin edilmesi ya da açıklanması gerekmekte ise de casus ile casusluğu talep eden arasında, bu bilgi ve belgelerin karşı tarafa aktarılmasına yönelik bir anlaşmanın bulunması şart değildir!

Şimdi elinizi vicdanınıza koyup söyleyin, savcılık “aslında ortada bir şey yok” demiş mi, dememiş mi!

Şimdi, sanıkların 15 ile 20 yıl hapse mahkûm edilmesini isteyen iddianamedeki suçlamalara bakalım:

İddianamede özet olarak şöyle deniyor:

2019 seçimlerinden 12 gün önce İmamoğlu’nun danışmanı Necati Özkan, Hüseyin Gün ile tanışıyor, İBB’de çalışan 17 çalışanın e-posta şifrelerini veriyor, bu sayede seçim manipüle edilip kazanılmıştır. Bu da casusluktur.

İşte bu kadar basit! Üstelik iddianamedeki görünen tek kanıt bu! Ve davanın başlamasıyla birlikte de çöktü! neden çöktüğü de çok basit; Mahkemenin atadığı Bilirkişi Dr. Öğr. Üyesi İsmail Sinan Tatlıgil, açık seçik anlatıyor:

-17 e-posta adresi asıl veri tabanından sızdırılmamıştır. Veriler yıllar önce farklı platformlardan internete yayılmış, kamuya açık veri setlerinde zaten mevcuttur. Veriler atılı suç tarihinden önce de bir kısmı 11 yıl, biri 18 yıl önce internette herkese açıktı! Kısacası kaynak İBB değil!

Peki günümüzün İBB’si değilse kim? Tarihlere bakmak gayet yeterli:

-2008, 2016, 2017, Ocak 2019, Şubat 2019…

İmamoğlu ise İBB Başkanlığı’nı 27 Haziran 2019’da devraldı… Bu ne demek peki? Çok basit, o tarihlerde İBB, AKP yönetimindeydi!

4 sanığın tanışıklık komedisi!

Gelelim tel tel dökülen iddianamenin yarattığı örgütün ilişkilerine…

İddianame “ana casus” olarak Hüseyin Gün’ü gösteriyor. Diğer üç sanık onun talimatlarıyla hareket ediyor! Önce casus başı Gün’ün duruşmada mahkemeye sunduğu belgeye bakalım:

Gün’ün kendi şirketleri Trident ve GPlus’a “Türk devleti adına ülke ilişkilerini yönlendirme, yönetme ve idare etme” konusunda tam yetki veren bir belge bu. Kimin imzası var altında peki?

-O dönemin Başbakanlık Müsteşarı, sonradan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın!

Bitmedi; Hüseyin Gün birçok AKP’li bakan ve bürokrat için program yapmış bir isim! Üstelik bu kişi duruşmada açıkça şöyle dedi:

-Ben casus değilim, kimseye de casusluk yaptı demedim!

Mesela duruşmada savunmasını yapan Necati Özkan ne dedi biliyor musunuz?

-Merdan Yanardağ’ı ömrümde iki kere gördüm; biri dün, biri bugün, o da duruşmada! İki kez de telefonda görüştüm; biri covid olduğunda, diğeri ise RTÜK TELE 1’e ceza verdiğinde geçmiş olsun demek için. Hatta bana sitem etmişti, “bize niye reklam vermiyorsunuz diye”

Salon haliyle kahkahalara boğulmuştu “örgüte bak” nidalarıyla!

Hüseyin Gün ise iddianameye göre nasıl bir örgüt lideriyse İmamoğlu’nu ziyaret edebilmek için Özkan’dan ricacı olmuştu!

-Buraya kadar okuduklarınız arasında adalet nerede acaba?

Son sözler ne olsun diye düşündüm, buyurun, önce Merdan kardeşimin tanıksız, delilsiz casusluk suçlamasına benzetmesi:

-Yumurtasız omlet yapılabileceğini söylüyorlar. Ben bu iddianameyi yazanları MasterChef’e davet ediyorum!

Bu da Necati Özkan’ın duruşmada iddianamenin amacıyla ilgili seslendirdiği ortak genel kanı:

- Ekrem İmamoğlu’nu biraz daha içeride tutabilmek ve Merdan Yanardağ’ın televizyonuna çökebilmek…

Bu da bağımsız Milletvekili ve hukukçu Mustafa Yeneroğlu’nun sözleri:

-Elbette bu ülkenin yargısı bir gün kendine dönüp, “bunu kim, ne için yazdı?” diye soracaktır. O gün geldiğinde bu iddianame, Türk yargı tarihinin utançlarından biri olarak gösterilecektir!