Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi 3 ay önce İçişleri Bakanlığı’na atandı…

Yeni görevine başlar başlamaz odasına 2. Abdülhamid’in portresini astırdı. Bu padişaha olan hayranlığı zaten biliniyordu: 5 Nisan’da Kırşehir’de yaptığı konuşmada bugünün Cumhurbaşkanı ile Abdülhamit’i karşılaştırarak şöyle demişti:

-Geçmişte Abdülhamid han neyse, Bugün de Cumhurbaşkanımız aynı şey. 100 yılda bir gelen bir lider…

  1. Abdülhamid, Osmanlı tarihinin en çok tartışılan, övülen ve yerilen padişahlarından biriydi. O halde onu bir kere daha anlatmak, yaptıklarını gözden geçirmek, sevabıyla, günahıyla kimliğini ortaya koymak, bunu yapanlardan biri olarak bu konuda kaleme aldığım yazılarımın bir bölümünü paylaşmam gerekiyor...

30 Mayıs 1876, Padişah Abdülaziz’in tahttan indirildiği gün olarak geçti tarihe...

Ekonomisi giderek kötüleşen, sürekli toprak kaybeden Osmanlı’nın felaketlerle dolu yakın geçmişinin sorumlusu olarak görülen Abdülaziz bir darbeyle alaşağı edilmişti. Bu darbe, Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi’den alınan fetva ile sağlama bağlanmıştı. Abdülaziz bundan yalnızca beş gün sonra, 4 Haziran 1876’da Feriye Sarayı’nda bilekleri kesilmiş halde ölü bulundu... Doktor muayenesinden sonra kayıtlara intihar olarak geçti... Yerine V. Murat tahta çıkarıldı...

Ancak yalnızca üç ay kadar sonra V. Murat delilik belirtileri göstermeye başladı. Mithat Paşa, ağırlığını koyarak onun da tahttan azledilmesini ve yerine 2. Abdülhamid’in çıkarılmasını sağladı...

-Abdülhamid 34. Osmanlı padişahı ve 113. İslam Halifesi olarak tahta çıktı.

31 yıl sürecek ve tarihe “istibdat devri” olarak geçecek bu uzun dönemde Abdülhamit, hürriyet yanlılarına göre gaddar bir Kızıl Sultan, gericilere göre ise büyük bir yönetici yani Ulu Hakan’dı!

Abdülhamit tahta Mithat Paşa sayesinde ancak onun bazı koşullarını kabul ederek çıkmıştı. Bu koşulların en önemlisi ise 1. Meşrutiyet yani bir Meclis ve bir Kanun-i Esasi(anayasa) idi. Abdülhamit bu sözünü tuttu ve 23 Aralık 1876’da ilk Osmanlı anayasası olan Kanun-i Esasi’yi ilan etti. Çok geçmeden Meclis-i Mebusan da açılacaktı…

-Her iki saltanat değişiminin başlıca mimarı Mithat Paşa ise Sadrazamlık koltuğuna oturdu!

Çok kurnaz ve acımasız bir sultan!

Ancak Mithat Paşa Meclis’in açıldığını bile göremedi!

Çünkü yeni anayasa, yeni Meclis olsa bile egemenliğin esas kaynağı yine de padişahtı. Bu ince ayarı yapan Abdülhamit, Kanun-i Esasi’nin 113. maddesiyle kendisine tanınan “idari sürgün” yetkisini kullanarak Mithat Paşa’yı 5 Şubat 1877’de azletti! O madde şuydu:

-Kötü halleri Zaptiye Nezaretinin tahkikatıyla tespit edilenlerin yurtdışına sürgüne gönderilmeleri padişahın yetkisindedir... İtalya’nın Brindizi şehrine sürgüne gönderildi… Birkaç ay sonra, 12 Nisan 1877’de İbrahim Ethem Paşa Hükümeti ve paşaların ısrarıyla Ruslarla savaşa girildi. 1877-78 Savaşı ya da “93 Harbi” adıyla anılan savaşta Osmanlı ağır bir yenilgiye uğradı. Ruslar Ayastefanos (Yeşilköy) önlerine kadar geldi. Batılı devletlerin araya girmesiyle çok ağır şartlar içeren, toprak kaybına neden olan “Ayastefanos Antlaşması” imzalandı. Abdülhamit bunu fırsat bilerek Meclis-i Mebusan’ı tatil etti. Yeni anayasayı kâğıt üzerinde muhafaza ederek, aldığı kararları buna göre yürürlüğe koyuyormuş oyununu oynadı. Meclis ise 30 yıl boyunca bir daha göreve çağrılmadı! Mithat Paşa ise sürgüne gönderildi...

- Abdülhamit’in ölesiye nefret ettiği, başta Mithat Paşa olmak üzere tahta çıkmasını sağlayan devlet yöneticilerinden intikam almasına ise çok az kalmıştı!

Bir çadır tiyatrosu!

Mithat Paşa trajik sona doğru hızla sürükleniyordu... Abdülhamit’in emriyle, kurmaylarının düzmece belge ve tanıklar üretmesiyle ve saraya bağlı kapıkulu gazeteci müsveddelerinin köpürtmesiyle Sultan Abdülaziz’in intihar etmediği, öldürülerek intihar süsü verildiği gerekçesiyle suçlu görülen kişilerin yargılanmasına karar verildi...

Bu dava gerçekten de bir çadır tiyatrosu niteliğindeydi; zaten mahkeme Yıldız Sarayı bahçesindeki Çadır Köşkü’nde kurulmuştu! Mahkeme başkanı Tuna Valiliği döneminde yolsuzluk yaptığı için Mithat Paşa’nın huzurundan kovduğu ve görevinden azlettiği Ali Sururi Efendiydi, iyi mi! Mahkemenin dört üyesinden üçü ise gayrı Müslimlerden seçilmişti... Ölüm kararını onaylayan Temyiz Mahkemesi üyeleri ise Yiyadis Efendi ile Yorgi Yorgadis isimli iki Rum’du…

-Mahkeme süreci ise tam bir kepazelikti!

Davanın bir numaralı sanığı Mithat Paşa savunmasını kendisi yaptı. Mahkeme Başkanı Ali Sururi Efendi’nin “iddianameye ne diyorsunuz?” sözlerine şu tarihe geçen yanıtı verecekti:

-Yalnız iki yerini doğru buldum; Birincisi iddianamenin başındaki Besmele, ikincisi ise iddianamenin altındaki tarih!

Devamı yarın…